Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
YAZARLAR ve HAYATLARI
04-03-2007, 10:35 PM
Mesaj: #21
RE: YAZARLAR ve HAYATLARI

Ismail Kara

1955’de Güneyce/Rize’de doğdu. İstanbul İmam-Hatip Lisesi’ni (1973), İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nü (1977) ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümü’nü bitirdi (1986). Yüksek İslâm Enstitüsü’nü bitirdikten sonra Dergâh Yayınları’nda çalışmaya başladı, bu müessese içinde Fikir ve sanatta Hareket dergisi, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, İslamî Bilgiler Ansiklopedisi ve Dergâh dergisinin yayın heyetinde yer aldı, Yayın Müdürlüğü yaptı. 1980’den itibaren öğretmenlik de yapan İsmail Kara “İslâmcılara göre meşrutiyet idaresi 1908-1914” başlıklı teziyle siyaset bilimi doktoru oldu (1993). Çalışmaları: Türkiye’de İslâmcılık Düşüncesi (I, 1986; II, 1987; III, 1994). Hüseyin Kâzım Kadri’nin Ziya Gökalp’ın Tenkidi (1989), Meşrutiyetten Cumhuriyete Hatıralarım (1991) kitaplarını ve Mızraklı İlmihal’i (1989) yayına hazırladı. Yakın dönem Türk düşünce tarihi ve din-siyaset ilişkileri üzerindeki araştırmaları Hareket, Dergâh, Tarih ve Toplum, Toplum ve Bilim dergilerinde yayınlandı.

“Yanılgı insan içindir, ancak silginiz kaleminizden önce bitiyorsa fazla yanlış yapıyorsunuz demektir.”

J. Jenkws


Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.
04-03-2007, 10:35 PM
Mesaj: #22
RE: YAZARLAR ve HAYATLARI
Hüseyin Rahmi Gürpınar

( 17 Ağustos1864 - 1944 ) Türk yazar
Padişah yaverliğinde bulunmuş Mehmed Sait Paşa'nın oğlu olan Gürpınar İstanbul'da doğmuş (1864), çok küçük yaşta annesini kaybedince Girit'te bulunan babasının yanına gitmiş, üç yıl sonra İstanbul'a dönerek, çocukluğunu anneannesinin ve teyzesinin yanında geçirmiştir. Önce Ağayokuşu Mahalle Mektebi'nde, sonra Mahmudiye Rüştiyesi'nde okumuş, bir yandan da Özel Fransızca dersleri almıştır. İdadi'yi bitirdikten sonra Mekteb-i Mülkiye'ye girmiş, ancak hastalanması üzerine öğrenimini ikinci sınıfta yarıda bırakmıştır (1880). Önce Adliye Umur-ı Cezaiye Kalemi'nde, sonra "aza mülazimi" olarak ikinci Ticaret Mahkemesi'nde çalışmıştır. Hüseyin Rahmi memurluğu Nafia Nezareti Tercüme Kalemi, Meşrutiyet'in ilanı üzerine de devlet hizmetinden ayrılarak geçimini, ölümüne kadar yazarlıkla sağlanmıştır.





Gürpınar Cumhuriyet'in ilanından sonra V ve VI dönemlerde (1935-1943) Kütahya milletvekili olmuş, İstanbul'un çeşitli semtlerinde oturduktan sonra Heybeliada'ya yerleşmiştir. Hüseyin Rahmi Gürpınar 8 Mart 1944'de, 30 yıldır yalnız yaşadığı Heybeliada' daki evinde zatürreeden ölmüş, 10 Mart'ta, edebiyat ve basın çevresinden bazı dostlarının (Halit Fahri Ozansoy, Refii Cevat Ulunay, Şüküfe Nihal) ve komşularının katıldığı sade bir törenle en yakın arkadaşı Albay Hulusi'nin yanına gömülmüştür. Gürpınar, hiç evlenmemiştir.




Yazın Yaşamı


Gürpınar, çok küçük yaşlardayken yazmaya başlamış, Rüşdiye öğrencisi iken 12 yaşında yazdığı Gülbahar adlı bir oyunu yangında kül olmuş, "Bir Genç Kızın Avaze-i Şikayeti" adlı ilk yazısı ise Ceride-i Havadis de yayımlanmıştır (1884). Hüseyin Rahmi'nin İlk romanı Şık (Ayine) Ahmet Mithat Efendi tarafında beğenilince Tercüman-ı Hakikat gazetesinde tefriki edilmeye başlanmıştır (1886). Daha sonra maaşlı olarak bu gazetede çalışmaya başlamış, ardından İkdam gazetesinde geçmiştir (1894) İkdam'da arka arkaya yayımladığı altı romanla ünü birden genişlemiş, Meşrutiyet döneminde Ahmet Rasim'le birlikte Boş Boğaz adlı bir mizah dergisi çıkarmıştır (1908). Bu dergi yüzünden mahkemeye verilmiş, ancak beraat etmesine rağmen dergisi kapatılmıştır. Gürpınar daha sonra Sabah, Ziya, Zaman İleri, Son Telgraf, Tevhit-i Efkar, Vakit, Milliyet, Cumhuriyet, Yeni Sabah gazetelerinde romanlar yayımlamış, dergilere yazılır yazmıştır.
Cumhuriyet ilanından sonra, 1924 yılında yayımladığı Ben Deli miyim? Adlı romanı yüzünden mahkemeye verilmiş, beraat etmiştir.


Yapıtları


Roman:
Şık (1989), İffet (1896), Mutallaka (1898), Mürebbiye (1899), Bir Muâdele-i Sevda (1899), Metres (1899), Tesadüf (1900), Nimetşinas (1910), Şıpsevdi(1911), Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç (1912), Sevda Peşinde (1912), Gulyabani (1912), Cadı (1914), Hakka Sığındık (1919), Toraman (1919), Hayattan sayfalar (1919), Son Arzu (1922), Tebessüm-i Elem (1923), Cehennemlik (1924), Afsuncu Baba (1924), Ben Deli miyim? (1925), Billur Kalp (1926), Tutuşmuş Gönüller (1926), Evlere Şenlik, Kaynanam Nasıl Kudurdu?(1927), Muhabbet Tılsımı (1928), Mezarından Kalkan Şehit (1929), Kokotlar Mektebi (1928/1929), Şeytan İşi (1933), Utanmaz Adam (1934), Eşkıya İninde (1935), Kesik Baş (1942), Gönül Bir Değirmenidir, Sevda Öğütür, Sevda Öğütür (1943), Ölüm Bir Kurtuluş mudur? (1949), Kaderin Cilvesi (1964), D ünyanın mihveri Kadın mı, Para mı?(1949), Kaderin Cilvesi (1964), Deli Filozof (1964), Can Pazarı (1968), İnsanlar Maymun muydu? (1968), Ölüler Yaşıyor mu? (1973), Namuslu Kokotlar (1973)
Uzun Öykü:
Meyhanede Hanımlar(1968),
Öykü:
Kadınlar Vaizi (1920), Namusla Açlık Meselesi (1933), Katil Buse (1933), İki Hödüğün Seyahati (1933), Tünelden İlk Çıkış (1934), Gönül Ticareti (1939), Melek Sanmıştım Şeytanı (1943), Eti Senin Kemiği Benim (1953)
Oyun :
Hazan Bülbülü (1916), Kadın Erkekleşince (1933), Tokuşan Kafalar (1973), İki Damla Yaş (1973).
DÜZYAZILAR:
Cadı Çarpıyor (1913), Şekavet-i Edebiye (1913), Sanat ve Edebiyat (1972-Der:H.A.Önelçin)

“Yanılgı insan içindir, ancak silginiz kaleminizden önce bitiyorsa fazla yanlış yapıyorsunuz demektir.”

J. Jenkws


Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.
04-03-2007, 10:35 PM
Mesaj: #23
RE: YAZARLAR ve HAYATLARI
cok sağol yaaa unıye hazırlanan bı genc ıcın ( kı edebıyatı hıc ıı değilse ) cok buyuk sevap ısledın bunlar cok ısıme yarar en azından cok buyuk bı bolumu Smile

ben sensem söyle yar sen kimsin yok eğer sen bensen söyle yar ben kimim!!!
04-03-2007, 10:35 PM
Mesaj: #24
RE: YAZARLAR ve HAYATLARI
Arif Ay

Niğde’de doğdu (1953). İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. Bir süre, A.Ü. İlahiyat Fakültesi’ne, bir süre de Erzurum Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne devam etti. GEE Türkçe Bölümünü ve G. Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Halk edebiyatı dalında mastır yaptı. İki yıl MTTB Ankara Başkanlığı yaptı (1974-76).

Lise yıllarında başlayan şiir çalışmalarını Edebiyat Dergisi’nde sürdürdü. Öykü ve denemelerini de bu dergide yayımladı.

“Yanılgı insan içindir, ancak silginiz kaleminizden önce bitiyorsa fazla yanlış yapıyorsunuz demektir.”

J. Jenkws


Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.
04-03-2007, 10:36 PM
Mesaj: #25
RE: YAZARLAR ve HAYATLARI
Ahmet Rasim

Ahmet Rasim gazeteci, yazar ve milletvekili.
Posta ve telgraf memuru olan Behaeddin Efendinin oğlu, 1864 yılında İstanbul’da doğdu. Doğmadan anne ve babası ayrıldığı için sıkıntılar içinde büyüdü. Annesinin ve akrabalarının yardımıyla, ilk mektebi sonra da 1883’te Darüşşafaka Lisesini birincilikle bitirdi.
Ahmet Rasim, okulu bitirdikten sonra bir müddet Posta ve Telgraf Nezaretinde memur olarak çalıştı. Ancak Ahmed Rasim, bu şekildeki bir memuriyetten sıkıldığı için, ayrıldı. İki defa Maarif Nezareti Teftiş Encümenine tayin edilmişse de, yine ayrıldı. Daha okul sıralarında iken ilgi duyduğu, hevesli olduğu yazarlık mesleğini 1927 yılına kadar aralıksız sürdürdü. Aynı sene İstanbul mebusu olarak meclise girdi. 21 Eylül1933 tarihinde İstanbul’da vefat etti.
Ahmet Rasim, kalemi ile geçindiği için en çok eser veren yazarlardan biridir. Yazarlığa Ahmet Mithat Efendinin teşvikiyle başladı. İlk olarak Tercüman-ı Hakikat Gazetesinde Fransızca'dan yaptığı bir tercümesi yayınlandı. Sonra sırasıyla, Ceride-i Havadis, Tercüman-ı Hakikat, Ma’lumat gibi gazetelere yazı yazmaya başladı. Bunun yanında Güneş, Gülşen, Sebat, Hamiyyet, Şafak, Servet, Tanin, Tasvir-i Efkar vb. dergilere yazı yazıyordu. Bazı yazılarında takma isimler kullanıyordu. Mesela Leyla, Feride, Hanımlara Mahsus gibi.
Ahmet Rasim, çeşitli konularda tarih, roman, şiir, otobiyografi, vb. birçok dalda eser vermiştir. İlkokullarda okutulmak için dört ciltlik bir Osmanlı Tarihi hazırlamıştır. Roman ve hikayeleri ilk acemilik devirlerine rastlar. Ahmed Rasim de bu roman ve hikayelerinde Ahmed Midhat Efendi gibi okuyucuya bilgi vermeye çalışmıştır. Şiirleri eski biçimde yazılmış şarkı ve gazellerden ibaret olup, Nedim’in tesirleri görülür. Fıkra ve hatıralarında ise İstanbul’un son yıllardaki halini tasvir etmiştir. Burada çeşitli insan tiplerini başarıyla tasvir etmiştir. Dünyayı ve insanları hoş ve gülünç tarafları ile ele alan Ahmed Rasim’in eserlerinde yaşama sevinci her şeye hakimdir. Edebi zevkte ve dilde orta bir yol tutma taraftarıdır. Sayıca yüzden fazla olan eserlerinde canlı bir Türkçe kullanmıştır.


Romanları : Meyl-i Dil (1892), Nakam (1899), Kitabe-i Gam (1899), Hamamcı Ülfet (1922).
Fıkra ve makaleleri: Tarih ve Muharrir (1329), Şehir Mektupları (1316), Eşkal-i Zaman (1334), Muharrir Bu Ya (1926), Menakıb-ı İslam (1325).
Hatıraları: Gecelerim (1312 - 1316), Fuhş-ı Atik Fuhş-ı Cedid (1340), Muharrir, Şair, Edib (1342).

“Yanılgı insan içindir, ancak silginiz kaleminizden önce bitiyorsa fazla yanlış yapıyorsunuz demektir.”

J. Jenkws


Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.
04-03-2007, 10:36 PM
Mesaj: #26
RE: YAZARLAR ve HAYATLARI
Yahya Kemal Beyatlı (1884 - 1958)


2 Aralık 1884 yılında Üsküp'te doğdu. Asıl adı Ahmed Agâh'tır. İlk öğrenimini İstanbul�da Vefa Lisesi�nde tamamladı. Paris�e giderek (1903) bir yıl bir kolejde Fransızca�sını ilerlettikten sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi�ne girdi. Dokuz yıl kaldığı Paris�ten döndükten (1912) sonra, İstanbul�da üniversitede çeşitli dersler okuttu (1915-1923),

Urfa milletvekili oldu (1923); Varşova (1926), Madrid (1929) Ortaelçiliklerine atandı, Tekirdağ (1935-1942) ve İstanbul (1943-1946) milletvekilliklerinde bulundu.
Büyükelçi olarak Pakistan�a gitti (1948), bir yıl sonra emekliye ayrılarak yurda döndü (1949). Rumelihisarı mezarlığında gömülü. Spor ve Sergi Sarayı civarındaki parka bir anıtı dikildi (1968) Kişiliğini Paris�te okurken ünlü tarihçi Albert Sorel�in derslerinden aldığı tarih zevkiyle, Fransız şairlerinin (Jean Moreas, Baudelaire, Verlaine, vb.) ölçü ve biçim güzelliklerinde buldu.
Paris�e gidişi, II. Abdülhamit baskısından bir kaçış olduğu halde, orada siyasi faaliyetlere katılmayarak sanat çevrelerinde kendini yetiştirdi. Paris öncesi Hamid ve Servet-i fünun şiiri etkisinden kendisini böylelikle kurtardı, klasik divan şiirimizi Batı şiirindeki bütünlük anlayışıyla ele aldı. Avrupa dönüşü Yeni Mecmua�da "bulunmuş sayfalar" başlığıyla yayımladığı gazel ve şarkılarla tanındı (1918). Bu neoklasik şiirler, onun çıkış noktasının Osmanlı tarih ve şiiri olduğunu gösterdiği gibi, sonradan yeni şekiller ve sade dille yazdıklarında da şairin genel olarak Osmanlı medeniyet ve kültürüne bağlı kaldığı görülür.

Onda tarih, vatan, millet ve İstanbul sevgisi, hep bu açıdan işlenir. Osmanlı medeniyeti yüzyıllar boyu en yüce eserlerini İstanbul�da yarattığı için, Yahya Kemal�deki İstanbul, Boğaziçi ve Türk musikisi hayranlığına, tabiat güzellikleri yanı sıra, tarih değerleri de girer. Duygu, düşünce ve hayali ustalıkla kaynaştıran şair, pek çoğuna hikaye karakteri verdiği lirik-epik şiirlerinin konularını aşk, tabiat, deniz, ölüm ve sonsuzluktan da alır. İç ahengi her şeyden üstün tutuşu, şiiri "musikiden başka türlü bir musiki" kabul edişi; "Ok" şiiri bir yana, bütün şiirlerini, bu ahengin sağlanmasına daha elverişli gördüğü aruzla yazmasına sebep oldu Yahya Kemal, şiirlerini, makale ve hikayelerini sağlığında kitaplarda toplamamış, eserleri dergilerde, dağınık kalmıştı.
Ölümünden sonra dostları ve hayranları tarafından bir Yahya Kemal�i Sevenler Cemiyeti kurulduğu gibi, İstanbul Fetih Cemiyeti�ne bağlı bir de Yahya Kemal Enstitüsü ve Müzesi açıldı (1961). Bu Enstitü�nün yayımlamaya başladığı Yahya Kemal Külliyatı�nda şairin ilk üçü şiirlerini; diğeri makale, deneme ve anılarını derleyen şu eserleri çıktı: Kendi Gök Kubbemiz (1961), Eski Şiirin Rüzgariyle (1962), Rübailer ve Hayyam Rübailerini Türkçe Söyleyiş (1963), Aziz İstanbul (1964), Eğil Dağlar (1966), Siyasi Hikayeler (1968), Siyasi ve Edebi Portreler (1968), Edebiyata Dair (1971), Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım (1973), Tarih Müsahabeleri (1975), Bitmemiş Şiirler (1976), Mektuplar-Makaleler (1977) Hakkında yayımlanan kitapların sayısı yirmiyi geçer.

“Yanılgı insan içindir, ancak silginiz kaleminizden önce bitiyorsa fazla yanlış yapıyorsunuz demektir.”

J. Jenkws


Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.
04-03-2007, 10:36 PM
Mesaj: #27
RE: YAZARLAR ve HAYATLARI
Abdullah Aymaz

Abdullah Aymaz (1949- ) Kütahya'nın Emet ilçesinin Hacımahmut köyünde dünyaya geldi. İlkokulu Hacımahmut köyünde okudu. İmam Hatip Lisesi ve Yüksek İslâm Enstitüsü'nü İzmir'de okudu. Lise yıllarında Gurbet dergisinde yazıları yayınlandı. Tire ve İzmir'de öğretmenlikler yaptı. 1978'de yayınlanmaya başlayan Sızıntı dergisinde yazıları yayınlandı. Özel vakıf idareciliği ve eğitim hizmetlerinde bulundu. 1988 yılından bu yana gazetecilik yapmaktadır. İsmail Yediler, Hüseyin Bayram, Safvet Senih gibi müstear isimlerle kitaplar neşretti. Halen Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı ve yazarıdır. Temiz bir Türkçe, net ve açık bir ifade, "sehl-i mümteni" vasfıyla nitelendirilebilecek cümleler; Abdullah Aymaz'ın Türkçesinin belirgin karakterlerini teşkil eder.


Eserleri
Yaratılış ve Kader
Peygamberler
Kaderin İlmi İsbatı
Ölüm ve Diriliş
Kur'an ve İlimler
Zeka Tomrukları
Hep Taze Mucize
İbadetlerin Getirdikleri
Ruhlar ve Ötesi
Şüpheler Üzerine
Sen Yusuf musun?
Kelimeler Armonisi
Hadislerin Işığında Hadiseler
Onlar Yıldız Gibiydiler
Duyduklarım
Gördüklerim
Hatıralar Işığında
Mercan Mağaraları
Gaybın Haberleri
Hikmet
Dışa Yansıyan İç Dünyamız (1-2)
Miraç Şehsuvarı
Hücre Devleti

“Yanılgı insan içindir, ancak silginiz kaleminizden önce bitiyorsa fazla yanlış yapıyorsunuz demektir.”

J. Jenkws


Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.
04-03-2007, 10:36 PM
Mesaj: #28
RE: YAZARLAR ve HAYATLARI
Azra Erhat

Hümanist görüşün temsilcilerinden çevirmen, deneme ve inceleme yazarı Azra Erhat 6 Eylül 1982'de İstanbul’da öldü. Azra Erhat 6 Haziran 1915’te İstanbul’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Belçika’da yaptı. 1939’da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ni bitirdi; Klasik Filoloji Bölümü’nde asistan olarak göreve başladı. 1946’da doçent oldu. 1948’de aynı fakültedeki öğretim üyeleri Pertev Naili Boratav, Behice Boran, Adnan Cemgil, Niyazi Berkes’le birlikte, sol görüşlü olduğu gerekçesiyle üniversiteden uzaklaştırıldı. 1949-1950 arasında Yeni İstanbul ve Vatan gazetelerinde çalıştı. Daha sonra Milletlerarası Çalışma Bürosu’nda kütüphanecilik yaptı.
Yunan klasiklerinden yaptığı çevirilerle tanınan Azra Erhat’ın ilk çevirileri Tercüme dergisinde çıktı. A.Kadir’le birlikte Homeros’un İlyada destanından yaptığı çevirinin birinci cildi 1959’da Habib Törehan Bilim Ödülü’nü, üçüncü cildi 1961’de Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü’nü aldı. İlayad’nın tam çevirisi 1967’de Odysseia 1970’te yayımlandı. Sabahattin Eyüboğlu’yla birlikte çevirdiği Hesiodos’un Theogania ve İşler ve Günler adlı yapıtlarıyla Hesiodos üzerine araştırma, 1977’de Hesiodos, Eseri ve Kaynakları adıyla basıldı. Sophokles, Aristophanes gibi yazarların yapıtlarını Türkçeye kazandırdı. Yeni Ufuklar dergisinin yazarlarından biri olan Erhat, bu dergi çevresinde gelişen hümanizm anlayışının öncüleri arasında yer aldı. Batı uygarlığının kökenini ve Anadolu’ya dayandıran ve Anadolu kültürlerini bir bütün olarak gören Halikarnas Balıkçısı’yla aynı görüşleri paylaştı. Kültür tarihi yorumunu, bir grup aydınla birlikte başlattığı “Mavi Yolculuk”larla ve Mavi Anadolu (1960), Mavi Yolculuk (1962) adlarıyla yayımladığı gezi yazılarıyla yaygınlaştırmaya çalıştı. Denemelerinin bir bölümünü İşte İnsan-Ecce Homo (1969) ile Sevgi Yönetimi (1978) adlı kitaplarda topladı. Kendi alanının önemli kaynak kitaplarından biri olan Mitoloji Sözlüğü’nü (1972), Mektuplarla Halikarnas Balıkçısı (1976) ve Troya Masalları (1981) adlı çocuk kitabı izledi. 1983’te adına, Yazko Çeviri Dergisi tarafından çeviri ödülü kondu.

“Yanılgı insan içindir, ancak silginiz kaleminizden önce bitiyorsa fazla yanlış yapıyorsunuz demektir.”

J. Jenkws


Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.
04-03-2007, 10:36 PM
Mesaj: #29
RE: YAZARLAR ve HAYATLARI
Halide Edip Adıvar

(1884-1964) Türk kadın romancı. Siyasal alanda da etkinlik göstermiştir.
[
İstanbul'da doğdu. Kimi kaynaklara göre doğum yılı 1884'tür. İngiliz terbiyesiyle yetişmesini isteyen babası onu Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nde okuttu. Orada Rıza Tevfik Bey'den Fransız edebiyatı dersleri aldı ve Doğu'nun mistik edebiyatını dinledi. Sonradan evlendiği Salih Zeki'den de matematik dersleri alıyordu. Koleji 1901'de bitirdi. 1908'de gazetelere yazmaya başladığı kadın haklarıyla ilgili yazılardan ötürü gericilerin düşmanlığını kazandı. 31 Mart Ayaklanması'nda bir süre için Mısır'a kaçmak zorunda kaldı. 1909'dan sonra eğitim alanında görev alarak öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettişliği sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. 1919'da Sultanahmet Meydanı'nda, İzmir'in işgalini protesto mitinginde yaptığı etkili konuşma ünlüdür. 1920'de Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Kendisine önce onbaşı (İsmet Paşa tarafından), sonra da üstçavuş (Fevzi Paşa tarafından) rütbesi verildi. Savaşı izleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasal görüş ayrılığına düştü. 1917'de evlenmiş olduğu ikinci kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye'den ayrıldı. 1939'a kadar dış ülkelerde yaşadı. O yıllarda konferanslar vermek üzere Amerika'ya ve Mohandas Gandi tarafından Hindistan'a çağrıldı. 1939'da İstanbul'a dönen Adıvar 1940'ta İstanbul Üniversitesi'nde İngiliz Filolojisi Kürsüsü başkanı oldu, 1950'de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 1954'te istifa ederek evine çekilmiş ve 1964'te ölmüştür.


Edebi Yaşamı ve Kitapları

Adıvar'ın Seviye Talip (1910), Handan (1912) ve Son Eseri (1913) gibi ilk romanları aşk öyküleri anlatan yapıtlardır. Yazar kahramanlarını yakıp yıkan bir sevgiyi dile getirmek istediği için kişilerin iç dünyasına yönelir ve bu sevginin zamanla bir tutkuya dönüşmesini sergiler. Bu yapıtların önemli özelliğini, birbirine benzeyen ve ondan önceki Türk romanlarında bulunmayan kadın kahramanlarda aramak doğru olur. Yazarın asıl amacı kadın kahramanların kişiliklerini erkeklerin gözüyle değerlendirmek olduğu için, romanlarının anlatıcısı olarak bu kadınlara âşık erkekleri seçer ve fırtınalı bir aşk öyküsünü onların anı defterlerinden ya da mektuplarından anlatır. Erkek (bazen kadın da) evli olduğu için, kaçınılması olanaksız bir iç çatışma, romanların moral sorununu oluşturur ve roman ya kadının ya da erkeğin ölümüyle biter. Adıvar'ın, biraz kendi olduğunu iddia edilen bu kadın kahramanları, yazarın o dönemde ideal saydığı Türk kadınını temsil ederler. Seviye Talipler, Handanlar, Kâmuranlar her şeyden önce güçlü kişiliği olan, haklarını savunan, Batı terbiyesi almış, ama Batılılaşmayı giyim kuşamda aramayan, resim ya da müzik gibi bir sanat alanında yetenek sahibi, yabancı dil bilir, kültürlü ve çekici kadınlardır.
Adıvar 1910 yıllarında Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu ile birlikte Türk Ocağı'nda çalışmaya başladıktan sonra yazdığı Yeni Turan adlı romanında (1912) yurt sorunlarına eğilir. II. Meşrutiyet döneminde geçen bu ütopik romanda, Yeni Turan adlı idealist bir partinin program ve çalışmalarını anlatırken yeni bir Türkiye'nin hangi sağlam temellere oturtulması gerektiği hakkında o zamanki görüşlerini açıklamak fırsatını bulur. Ateşten Gömlek (1922) ve Vurun *****ye (1923) romanlarında Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'da tanık olduğu olayları, direnişleri, kahramanlıkları, ihanetleri anlatırken kendi gözlemlerinden yararlandığı için daha gerçekçidir. Bununla birlikte, bir aşk sorununun aşıldığı bu yapıtlarda da yüceltilmiş kadın kahraman yerini korur. Ancak şimdi, yine olağan dışı bu kadın, öncekiler gibi bireysel sorunlarla sarsılan kültürlü bir sanatçı olarak değil, milli dava peşinde erdemlerini kanıtlayan ya da Anadolu'da düşmana karşı savaşan bir yurtsever olarak çıkar karşımıza.
Adıvar'ın ilk yapıtlarında Türk okuruna sunduğu bir yenilik yarattığı bu kadın imgesidir. Bu imge toplumda birbirine karşıt olarak algılanan değerleri uzlaştırdığı için önemliydi. Osmanlı -İslam geleneklerine göre ev kadını olarak yetiştirilmiş basit ve cahil kadın, o dönemin aydın kesiminin gözünde geri kalmış bir uygarlığın simgesi gibiydi. Öte yandan Batılılaşmış "asrî" kadın da köklerinden kopmuş, değerlerini şaşırmış, namus anlayışı kuşku uyandıran bir kadındı. Adıvar'ın kahramanları işte bu çelişkiyi kendilerinde uzlaştırmakla bir özleme cevap veriyorlardı. Çünkü bunlar hem Batılılaşmış hem de milli değerlerine bağlı kalmış, hem serbest hem de namus konusunda çok titiz, ahlakı sağlam kadınlardı. Gerektiğinde bir erkek gibi spor yapan, ata binen bu kadınlar üstelik dişiliklerini de korumayı başarmışlardır.
Adıvar'ın en ünlü romanı Sinekli Bakkal'da (1936) ileri bir adım attığını, yeni bir aşamaya vardığını görürüz. İlk romanlarının olay örgüsü bir iki kişi arasındaki bireysel ilişkilere bağlı olarak gelişirken, II. Abdülhamid dönemindeki Türk toplumunun panoramik bir tablosunu sergileyen Sinekli Bakkal'ın olay örgüsü siyasal, düşsel, toplumsal sorunlarla örülmüş olarak gelişir. Romanın okuru en çok çeken yönü de fakir kenar mahallesi, zengin konakları ve saray çevresiyle II. Abdülhamid zamanının İstanbul'u anlatmasıdır. Ne var ki yazarın amacı bir dönemin Türk toplumunu yansıtmak değildir yalnızca. Bu felsefi romanda çevrelerin bir işlevi de belli değerlerin temsilcisi olmaktır. Sinekli Bakkal mahallesi gelenekleri ve insancıl değerleri sürdüren halk kesimini; Genç Türkler'den Hilmi ve arkadaşları devrimci aydınları; saray çevresi ise, yozlaşmış yönetici kesimi temsil eder.
Roman iki kısma ayrılmıştır. Birinci kısmın ana teması Abdülhamid'in istibdat idaresi karşısında şiddete başvurarak devrim yapmanın geçerliliği sorunudur. Gerçi Adıvar içtenlikle ezilen halktan yanadır, ama gelenekçiliği ve savunduğu mistik dünya görüşü şiddete başvurarak devrim yapmayı onaylamasına izin vermez. Romanda II. Meşrutiyet'in ilanı "asırların kurduğu müesseselerin köklerini" söken, "içtimaî ve siyasî nizam ve intizamı" altüst eden bir devrim olarak nitelenir. Doğru tutum Mevlevi tarikatından Vehbi Dede'nin yaptığı gibi "herhangi bir hayat fırtınasını sükûnetle seyretmek"tir. Yazar devrimden değil evrimden yanadır. Romanın ikinci kısmında yozlaşmış saray çevresi sergilenirken ana tema olarak Rabia ile Peregrini ilişkisi gelişir ve evlilikle son bulur. Bu evliliğin simgesel anlamı Batı ile Doğu'nun bileşimi olarak yorumlanmıştır. Ama Peregrini'nin "öyle basit ve insanî ananeler" dediği geleneklere bağlı Sinekli Bakkal mahallesindeki cemaat yaşamına hayran olması, Müslümanlık'ı kabul ederek Rabia ile evlenmesi ve mahalleye yerleşmesi, daha çok Doğu değerlerinin üstünlüğüne işaret sayılmaktadır. Ne var ki yazar, Rabia ile Peregrini'nin sevişip evlenmelerine inandırıcı bir hava verememiştir. Farkedilir ki, olaylar yazarın kafasındaki bir görüşü dile getirmek için tertiplenmekte ve Doğulu kadın ile Batılı erkek yazarın tezi gereği seviştirilip evlendirilmektedirler. Birinci kısımda olay örgüsünün doğal gelişimi, farklı dünya görüşlerine sahip kişiler arasındaki çatışmadan doğan gerilim ve dramatik sahneler, ikinci kısımda yerlerini, zorlama izlenimi veren bir ilişkiye ve saray çevresinin tanıtılmasına bırakınca romanın sanatsal düzeyi düşer.
1943'te CHP Ödülü'nü alan Sinekli Bakkal Türkiye'de en çok baskı yapan roman olmuştur. Sinekli Bakkal'ı izleyen romanların ise yazarın ününe katkıda bulunacak nitelikte oldukları söylenemez.
Adıvar çeşitli alanlarda etkinlik göstermiş, siyasal ve toplumsal konularda da hem Türkçe, hem İngilizce kitaplar yazmış, İngilizce'den Türkçe'ye çeviriler yapmıştır. Zamanının dış ülkelerde en çok tanınan Türk yazarı olmuştur. Yapıtlarından kimileri İngiliz, Fransız, Alman, Rus, Macar, Fin, Urdu, Sırp, Portekiz dillerine çevrilmiştir.


Eserleri

Roman
Heyula (1909)
Raik'in Annesi(1909)
Seviye Talip(1910)
Handan (1912)
Yeni Turan (1912)
Son Eseri (1913)
Mev'ud Hüküm (1918)
Ateşten Gömlek (1923)
Vurun *****ye (1923)
Kalb Ağrısı (1924)
Zeyno'nun Oğlu (1928)
Sinekli Bakkal (1936)
Yolpalas Cinayeti (1937)
Tatarcık (1939)
Sonsuz Panayır (1946)
Döner Ayna (1954)
Akile Hanım Sokağı (1958)
Kerim Ustanın Oğlu (1958)
Sevda Sokağı Komedyası (1959)
Çaresaz (1961)
Hayat Parçaları (1963)
Öykü
Harap Mabetler (1911)
Dağa Çıkan Kurt (1922)
Kubbede Kalan Hoş Seda (1974)
Oyun
Kenan Çobanları (1916)
Maske ve Ruh (1945)
Anı: Türkün Ateşle İmtihanı (1962)
Mor Salkımlı Ev (1963)
Diğer Yapıtlar
Talim ve Terbiye (1911)
Turkey Faces West (1930)
Conflict of East and West in Turkey (1935)
Inside India (1937)
Türkiye'de Şark-Garp ve Amerikan Tesisleri (1955)
İngiliz Edebiyat Tarihi (1940-1949)
Doktor Abdülhak Adnan Adıvar (1956)

“Yanılgı insan içindir, ancak silginiz kaleminizden önce bitiyorsa fazla yanlış yapıyorsunuz demektir.”

J. Jenkws


Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.
04-03-2007, 10:36 PM
Mesaj: #30
RE: YAZARLAR ve HAYATLARI
Necati Cumalı



Necati Cumalı 1921 yılında Florina'da doğdu. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Türkiye'ye göç ederek İzmir'in Urla kazasına yerleşen bir çiftçi ailesinin çocuğu olan Cumalı, Ortaöğrenimini İzmir Atatürk Lisesi'nde (1938), yüksek öğrenimini ise Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde (1941) tamamladı. Ankara'da Toprak Mahsulleri Ofisi'nde (1941-1942), Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'nde (1945) çalıştı, askerliğini tamamladıktan sonra Urla ve İzmir'de avukatlık ve memurluk yaptı (1945-1957). Daha sonra Türkiye'nin Paris Basın Ataşeliği'nde (1957-1959) çalıştı. 1959 – 1963 yıllarında İstanbul Radyosu'nda redaktörlük yapan Cumalı, sonraki yıllarda yaşamını roman ve oyun yazarlığı ile sürdürdü. 10 Ocak 2001 tarihinde İstanbul'da yaşama veda etti.




Yazın Yaşamı

İkinci Dünya Savaşı yıllarında şiirlerle yazın yaşamına giren Cumalı, ilk şiirini Urla Halkevi dergisinde yayımladı (1939). Daha sonra yeni edebiyat anlayışını savunan dönemin tüm ilerici / yenilikçi dergilerinde yazmayı sürdüren Cumalı, şiirlerini Varlık, Servet-i Fünun - Uyanış, Yeni İnsanlık gibi dergilerde yayımladı. 1943 yılında ilk kitabını çıkardı: Kızılçullu Yolu. Aynı yıl askere giden Cumalı, terhisine yakın geçirdiği "zehirli sıtma" yüzünden hava değişimine gönderildi (1944), hem askerliğin hem hastalığın etkisiyle Harbe Gidenin Şarkıları adlı ikinci kitabını yazdı (1945).

Ankara'ya dönen Cumalı, Ulus gazetesinin sanat sayfası ile Varlık, Ülkü ve Ankara dergilerinde sürekli olarak şiirlerini yayınladı, bu arada daha lise sıralarındayken Sabahattin Ali'nin etkisiyle başladığı öykü yazarlığını da sürdürdü ve Ulus'ta her hafta bir öykü yayımlamaya başladı. 1945 yılından itibaren yazın'ın şiir, öykü, roman ve tiyatro türlerinin hepsinde birden ürün veren Necati Cumalı, zaman zaman deneme alanına da el attı.

“Yanılgı insan içindir, ancak silginiz kaleminizden önce bitiyorsa fazla yanlış yapıyorsunuz demektir.”

J. Jenkws


Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi
İletişim | Gukti Forum | En Üste Dön | İçeriğe Dön | Arşiv | RSS Beslemesi
MyBBDestek - MyBB Toplist Sayfaları, Dizinleri - MyBB Türkçe Destek Sitesi