|
Deniz Gezmiş ve THKO
|
|
24-02-2008, 02:13 AM
(En son düzenleme: 24-03-2008 12:53 AM Doan'Jan.)
Mesaj: #1
|
||||
|
||||
Deniz Gezmiş ve THKO
![]() Doğumu 27 Şubat 1947 Ankara Ölümü 6 Mayıs 1972 Ankara, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi (İdam) 1965'ten sonra, Türkiye'de gelişen gençlik hareketinin en önemli önderlerinden ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)'nun kurucu ve yöneticilerinden Deniz Gezmiş, 27 Şubat 1947'de Ankara'nın Ayaş ilçesinde doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olması sebebiyle ilk ve ortaöğrenimini Sivas'da, liseyi İstanbul'da okudu. Gezmiş, henüz lise öğrencisiyken sol düşünceyle tanıştı ve kendini dönemin eylemleri içinde buldu. 1965'de Türkiye İşçi Partisi (TİP)'nin Üsküdar ilçe başkanlığına üye oldu. İlk kez 31 Ağustos 1966'da Ankara'dan İstanbul'a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik işçilerinin Taksim Anıtı'na 6. Filo eyleminden sonra denizden çıkarılan Amerikan askerleri.çelenk koymaları sırasında işçileri destekleyen ve Türk-İş yöneticilerini protesto eden gösteri sırasında gözaltına alındı. 7 Kasım 1966'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdi. Ardından 19 Ocak 1967'de Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) binasının yedd-i emine verilmesi sırasında çıkan olaylarda yakalandı ve bir gün sonra iki arkadaşıyla çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakıldı. 22 Kasım 1967'de öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağını yaktıkları gerekçesi ile gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakılan Deniz Gezmiş, Hukuk Fakültesi'nde birlikte okuduğu arkadaşlarıyla birlikte 30 Ocak 1968'de Devrimci Hukuklular Örgütünü kurdu. 7 Mart 1968'de İÜ Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen AIESEC genel kurul toplantısında konuşma yapan Devlet Bakanı Seyfi Öztürk'ü protesto ettiği için tutuklandı. 2 Mayıs'a kadar tutuklu kalan Gezmiş, 30 Mayıs'ta 6. Filo'yu protesto ettiği için yargılandı ve beraat etti. Öğrenci eylemleri içinde etkinliği giderek artan Deniz Gezmiş, 12 Haziran 1968'de İstanbul Üniversitesi'nin işgal edilmesinde önderlik etti. İşgal Konseyi adına İÜ Senatosu ile Baltalimanı'nda yapılan görüşmelere katılan öğrenci heyetinin içinde yer aldı; öğrenci haklarının elde edilip işgalin sona erdirilmesinde etkili oldu. İşgalden kısa bir süre sonra İstanbul'a gelen 6. Filo'yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz'da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül'de serbest bırakıldı. TİP içinde yoğunlaşarak, ayrılıklara ve tartışmalara yol açan ideolojik sorunlarda Milli Demokratik Devrim (MDD) görüşünü benimseyen Deniz Gezmiş, bu görüşün özellikle devrimci öğrenciler arasında yayılmasında etkili oldu. Ekim 1968'de eylemlerde birlikte olduğu Cihan Alptekin, Mustafa İlker Gürkan, Mustafa Lütfi Kıyıcı, Cevat Ercişli, M. Mehdi Beşpınar, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Ömer Erim Süerkan'la birlikte Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB)'ni kurdu. 1 Kasım 1968'de TMGT (Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı) , AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB'ün başlattığı Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenledi. Ardından 28 Kasım 1968'de ABD büyükelçisi Kommer'in gelişi sırasında Yeşilköy Havaalanı'nda düzenlenen protesto gösterileri nedeniyle tutuklandı ve bir süre sonra serbest bırakıldı. İstanbul Üniversitesi'nde sağcı güçlerin 16 Mart 1969'da girişmiş olduğu hareketlere öğrenci kitlesiyle birlikte karşı koyan Gezmiş, bu eylemi gerekçe gösterilerek 19 Mart'ta yeniden tutuklanarak 3 Nisan'a kadar hapis yattı. Ardından 31 Mayıs 1969'da İÜ Hukuk Fakültesi öğrencilerinin, reform tasarısının gerçekleşmemesini protesto için giriştikleri işgale önderlik etti. Üniversitenin kapatılıp, polise teslim edilmesi nedeniyle çıkan çatışmalarda yaralandı. Hakkında gıyabi tutuklama kararı olmasına rağmen hastaneden kaçan Gezmiş, Haziran'ın sonunda Filistin'e gitti. Filistin'e gitmeden önce 23 Haziran 1969'da TMGT'nin topladığı 1. Devrimci Milliyetçi Gençlik Kurultayı'na kendisi gibi haklarında tutuklama kararı olan FKF Genel Başkanı Yusuf Küpeli ile birlikte bir mücadele programı gönderdi. Eylül'e kadar Filistin'de gerilla kamplarında kalan Deniz Gezmiş,1 Eylül 1969'da, 10 Haziran'da "üniversiteyi işgal" ettiği gerekçesiyle Hukuk Fakültesi'nden ihraç edildi. Hakkında tutuklama kararının olduğu bu dönemde gazetecilere gizlendiği yerden demeçler verdi. 23 Eylül 1969'da Hukuk Fakültesi'nde olduğu sırada haber verilen polislerin de fakülteye gelmesi üzerine teslim olan Gezmiş, 25 Kasım'da serbest bırakıldı. Ancak Yıldız Devlet ve Mühendislik Akademisi'nde Battal Mehetoğlu'nun sağcılar tarafından öldürülmesinden sonra okulda yapılan aramada, ele geçirilen dürbünlü bir tüfeğin Gezmiş'e ait olduğu öne sürülerek hakkında yeniden tutuklama kararı alındı. 20 Aralık 1969'da yakalanan Gezmiş, kendisiyle birlikte tutuklanan Cihan Alptekin'le birlikte 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldı. Bundan sonra öğrenci eylemlerinden uzaklaşarak, mücadelesini değişik alanlarda sürdürdü. Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan'la birlikte THKO'yu kurdu. 11 Ocak 1971'de THKO adına Ankara İş Bankası Emek Şubesi'nin soygununu gerçekleştirenler arasında yeraldı. 4 Mart 1971'de dört ABD'li erin Balgat'taki Tuslog Tesisleri'nden kaçırılması eyleminde de bulundu. Kaçırılan erler daha sonra serbest bırakıldı. Eylemler istanbul Üniversitesi'nin 12 Haziran 1968'de devrimcilerin eline geçmesine önderlik etti. İşgal konseyi adına üniversite senatosu ile Baltalimanı'nda yapılan görüşmelere katılan öğrenci heyetinin içinde yer aldı. 1 Kasım 1968'de TMGT, AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB'ün başlattığı Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenledi. 4 Mart 1971'de Ankara'daki Balgat Amerikan Üssü'nden dört ABD'li erin kaçırılması eyleminde bulundu. Bu eylemden sonra, Sivas'ın Gemerek ilçesi girişinde yakalandı. Yakalanışı ve İdam Edilişi 12 Mart darbesinin ilk günlerinde Yusuf Aslan ile birlikte Sivas'a gitmekte iken motorsikletleri bozuldu. Bir ihbar sonucu polislerin gelmesi üzerine çıkan çatışmada Aslan ile birbirlerini kaybettiler. Aslan o esnada, Gezmiş ise 16 Mart 1971 salı günü Sivas'ın Gemerek ilçesinde yakalandı ve Kayseri'ye getirildi. Buradan Ankara'ya zamanın İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu'nun makamına götürüldü. Mahkemesi 16 Temmuz 1971 günü Altındağ Veteriner Okulu binası'nda Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığında Baki Tuğ savcılığında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 no'lu Mahkemesi'nde başladı ve 9 Ekim 1971 günü bitti. Deniz ve arkadaşları 16 Temmuz 1971'de başlayan THKO-1 Davası'nda TCK'nin 146. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle, 9 Ekim 1971'de idam cezasına çarptırıldı. İdam cezaları o zamanlar senato tarafında onaylanmak zorundaydı. İsmet İnönü (siyasi suçlar idamla cezalandırılmamalıdır) diyerek Bületnt Ecevit ile birlikte red oyu kullanır. AP genel başkanı Süleyman Demirel ise infazdan yana oy kullanır. Olaydan 15 yıl sonra, Süleyman Demirel bir gazeteciye verdiği demeçte idamlar için:soğuk savaşın talihsiz olaylarından biri yorumu yapar. Cevdet Sunay (cumhurbaşkanı) ise idamları onaylayarak özür dilemeyi reddeder. Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte 6 Mayıs 1972 tarihinde, gece 1:00-3:00 arası, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde idam edildi. İdama giderken imam istemedikleri bilinmektedir, fakat definlerinde bir imam bulunmuştur. ![]() Son isteği hakkındaki iddialar Deniz Gezmiş ve diğerlerinin idam edilmeden önce son istekleri üzerine farklı iddialar vardır: Örneğin; Deniz Gezmiş'in Joaquín Rodrigo'nun Aranjuez konçertosunu (muhtemelen Adagio'sunu) dinlemek ve bir bardak demli çay içmek istediği söylenir. Yazar Erdal Öz'ün Gezmiş'le yaptığı görüşmelerde tuttuğu ve Gülünün Solduğu Akşam eserinde bulunan notlara göre Gezmiş idamını bu şekilde düşünmüştür.[3] Fakat yine aynı eserde bulunan notlara göre avukatının anlattığı idam anında bu istek geçmemektedir. Bir başka iddiada ise son isteği sorulduğunda idamını kendi gerçekleştirmek istemiş ve tam idam edileceği sırada altındaki tabureyi kendi itmiştir. Öz'ün eserindeki avukat notlarında bu da geçmemektedir. Aksine son sözleri olan "Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği!! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun Emperyalizm!" şeklinde bağırırken taburesine vurulmuş ve "emperyalizm" kelimesinin 'izm'ini söyleyemediği kaydedilmiştir. Yalnız Hüseyin İnan'ın kendi taburesini tekmelediği belirtilmektedir. Bir başka iddia da ise idam edilecek olan diğer iki arkadaşıyla vedalaşmak istediği söylenir. Hoşçakal Yarın filminde de böyle gösterilmektedir. Fakat bu istek aslında Gezmiş'in değil Yusuf Aslan'ındır. İdam kementi boynundan geçirilirken, hücresinden alınıp apar topar darağacına götürülürken giymesine izin verilmeyen botlarının askerlere bırakılmamasını, ailesinden birinin almasını istediği doğru değildir. İdama giderken postalları ayaklarındadır, sadece bağcıklarını bağlamaya fırsatı olmamış, ve idamdan önce asıldığında ayaklarından düşmesin diye görevlilerden birine bağlatmıştır. Yalnız parkasını giyememiş ve onun babasına verilmesini istemiştir. Öz'ün eserindeki avukat notlarına göre, Gezmiş'in son istekleri, avukatlarının idamı gözlemleyip sonraki kuşaklara "doğru" anlatmaları, cezaevindeki devrimci arkadaşlarını onun adına "tek tek öpmeleri", 1969'da öldürülen devrimci arkadaşları Mustafa Taylan Özgür'ün yanına gömülmeleri ve cezaevindeki parkasının ailesine verilmesi olmuştur. Ölmeden önce ailesine yazdığı mektuplar Baba, Mektup elinize geçtiğinde ben aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum, insanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler, önemli olan çok fazla yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın, oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir, o bu yola bilerek girdi ve sonunun da bu olduğunu biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil Türkiye'de yaşayan Türk halkının da anlayacağına inanıyorum. Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara'da 1969'da ölen arkadaşım Taylan Özgür'ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul'a götürmeye kalkma, annemi teselli etmek sana düşüyor, kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum, bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir, son anda yaptıklarımdan en ufak pişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklarım. Oğlun Deniz Gezmiş. Merkez Cezaevi Sana ben her zaman için müteşekkirim. Çünkü Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni...Küçüklüğümden beri evde devamlı Kurtuluş Savaşı anılarıyla büyüdüm. Ve o zamandan beri yabancılardan nefret ettim. Baba, biz Türkiye'nin ikinci Kurtuluş savaşçılarıyız. Elbette ki hapislere atılacağız, kurşunlanacağız da... Tıpkı Birinci Kurtuluş Savaşı'nda olduğu gibi... Ama bu topraklan yabancılara bırakmayacağız. Ve bir gün mutlaka yeneceğiz onları... Düşün baba; Bugün hükümet işini, gücünü bırakmış bizimle uğraşıyor. Çünkü bizden başka gerçek muhalefet kalmamış durumda. Ve hepsi Kemalist çizgiden sapmışlar. Ve tarih önünde hüküm giymiş durumdadırlar. Biz çoktan onları tarihin çöplüğüne atmış durumdayız. 28 Ocak 1971 Deniz Gezmiş Kitaplar Acılara Yenilmeyen Gülümseyişler, Atilla Keskin, Gendaş Kültür, İstanbul, Mayıs 1999, ISBN 9789753086806 Bizim Deniz, Turhan Feyizoğlu, Doruk Yayınları, Ankara, 1998, 15. Basım, ISBN 9755531459 Darağacında Üç Fidan, Nihat Behram, Everest Yayınları, İstanbul, Kasım 2007, 41. Basım, ISBN 9789753168175 Deniz: Bir İsyancının İzleri, Turhan Feyizoğlu, Ozan Yayıncılık, İstanbul, Ağustos 2004, ISBN 9789757891406 Deniz: Fırtınalı Yıllar, Tarkan Tufan, Nokta Yayınları, İstanbul, Şubat 2007, 1. Basım, ISBN 9789944174022 Deniz Gezmiş Anlatıyor, Erdal Öz Deniz Yusuf Hüseyin, Ahmet Kahraman, Civiyazıları, İstanbul, 2001, 10. Basım, ISBN 9789758086474 Emirle Gelen İdam Kararı, Veli Yılmaz, ISBN 9757350079 Gülünün Solduğu Akşam, Erdal Öz, Can Yayınları, İstanbul, 1997, 27. Basım, ISBN 9789755100869 İdam Tarih Oldu, Utancı Kaldı (Ölüme Oy Vermek...), Türey Köse, Ümit Yayıncılık, Adana, Mayıs 2004, 1. Basım, ISBN 9799758572549 İdam Gecesi Anıları, Halit Çelenk, Tekin Yayınevi, İstanbul, 1996, 13. Basım, ISBN 9789754781045 Filmler Hoşçakal Yarın (Deniz Gezmiş rolünü Berhan Şimşek üstlenmiştir) Diziler Hatırla Sevgili (Deniz Gezmiş rolünü Barış Aksoy üstlenmiştir) Devrimci siyasal örgütlenme. Kısa adı THKO. “Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu” ya da “THKO” (English People’s Liberation Army of Turkey), Türkiye'de silahlı mücadele veren ilk siyasî örgüttür. “Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye” için kırsal alanları ve şiddet politikasını milli cephe politikası bağlamında temel alan bir mücadele yürüten örgüt, Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından terörist olarak tanımlanmaktadır. THKO, 1960’ların ikinci yarısında gelişen sosyalist gençliğin emekçi kitlelerin verdiği mücadeleye de katılan önemli ve tanınmış önderlerinden Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan, Deniz Gezmiş ve Cihan Alptekin tarafından kuruldu. Örgüt, kuruluşunu gerçekleştirdiği bir dizi eylemden sonra 4 Mart 1971 tarihinde yayınladığı bir bildiri ile kamuoyuna duyurdu. İlk silahlı eylemini 29 Aralık 1970 tarihinde gerçekleştiren Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu, bütün bir 12 Mart yarı-askeri dönem boyunca varlığını sürdürdü. Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) ile birlikte sözkonusu döneme damgasını vurdu. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarını önlemek için gerçekleştirdikleri ortak eylemin sonucu olarak THKP-C’den 8, THKO’dan 2 militanın Kızıldere’de öldürülmeleri, Silahlı Devrim Cephesi kavramının yerleşmesini ve siper kardeşliği-yoldaşlığı kavramının ortaya çıkmasını sağladı. THKO, Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan’ın Nurhak; Cihan Alptekin ve Ömer Ayna’nın Kızıldere’de öldürülmeleri; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmelerinden sonra dağıldı. THKO davasından yargılanıp mahkum olan kadroların 1974 affıyla hapisten çıktıktan sonra dışardakilerle birleşerek oluşturduğu Geçici Merkez Komite, hızla örgüt çizgisinden uzaklaşırken, komite üyeleri kendi aralarında da bir farklılaşma sürecine girdiler. Bir grup Çin Komünist Partisi-Arnavutluk Emek Partisi (sonrasında yalnızca AEP) yanlısı politikalar geliştirerek Türkiye Devrimci Komünist Partisi'ne; diğer bir grup ise SBKP eğilimli politikalarla Türkiye Komünist Emek Partisi'ne gidecek örgütlenmeler kurarken; örgüt çizgisine bağlı kalanlar, Türkiye Devriminin Yolu adı altında birbirinden bağımsız grupçuklar oluşturmaktan öteye gidemediler. THKO’nun Ortaya Çıktığı Koşullar Büyük şehirlerdeki yükseköğretim gençliği başta olmak üzere kimi aydın çevreleri ile İsmet İnönü yönetimindeki Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Demokrat Parti iktidarına karşı verdikleri açık savaşım ortamında, Ordu içindeki Kemalist-olma-savlı subayların “Cunta”sı, 27 Mayıs 1960 tarihinde yönetime el koyar. Emir-komuta zinciri dışında gerçekleştirilen ve kimilerince “ihtilâl” kimilerince de “darbe” olarak tanımlanan bu Ordu müdahalesi sonucu girilen süreç, Türkiye tarihinin en “demokratik” anayasasını ortaya çıkartır. 1961 Anayasası ve onun güvencesi altındaki kurumsal yapı, daha önce bulunmayan haklarla tanımlanan yeni bir dönemi başlatır. Türkiye’nin sorunları ve bu sorunlara getirilen çözümlerin tartışılmasına kısmen olanak tanıyan bir ortamda Doğan Avcıoğlu önderliğindeki Yön hareketinin ortaya çıkışı (1961), Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) kuruluşu (1961), CHP’de “Ortanın Solu”na yöneliş (1965) ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) kuruluşu (1967), Marksist klâsiklerin Türkçeye çevrilmesiyle harmanlanır. Güney Kore’deki anti-emperyalist gençlik hareketiyle benzer devinimlere sahip Türkiye’deki yükseköğretim gençliği varlığını sürdürürken anti-emperyalizmi sosyalist düşünceler temelinde ele almaya çalışan yeni bir öğrenci kuşağı da uç verir. 1965’te kurulan Adalet Partisi (AP) hükümeti, dış ilişkilerinde ABD ve Ortak Pazar yanlısı bir politika izlerken içte hak arama savaşımlarına tahammülsüz ve 1961 Anayasası karşıtı bir zeminde hareket eder. Yükseköğretim gençliğinin “özgür üniversite” kavgası ile bununla zamandaş olarak yükselen başta işçi sınıfı ve köylülük olmak üzere emekçi sınıfların savaşımlarına Adalet Partisi Hükümetinin polis şiddeti ile verdiği karşılık, tarikatçı yükseliş ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) tarafından kurulan “komando kampları”, radikal sağ ile polis gücü arasındaki işbirliği, siyasal saflaşmaları derinleştirir. Yükselen anti-emperyalist ve demokratik savaşım içindeki genç devrimciler, Marx, Engels, Lenin, Stalin ve Mao ile başlayan tanışıklıklarına Vietnam Devrimi, Filistin Kurtuluş Savaşı ve başta Küba devrimi olmak üzere Latin Amerika devrimci deneyimlerini eklerler. Soğuk Savaş dönemi olarak tanımlanan iki-kutuplu dünyanın (ABD-SSCB) ilişki ve çelişkileri, sonradan Avrupa Birliği’ne dönüşecek olan Ortak Pazar’ın yükselişi, SSCB’nin Brejnev’in “sınırlı egemenlik doktrini” bağlamında Çekoslovakya’yı işgali, SBKP-ÇKP ayrışması ve Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki Büyük Proleter Kültür Devrimi, dönemin devrimci kadrolarını derinden etkiler. Döneme karakterini veren slogan ise “Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye” olacaktır. THKO’nun Kökeni Örgütün kökeninde, birbiriyle bağlantılı ve/ama görece bağımsız gelişen iki odak olduğu söylenebilir. Birinci odak, Ankara’da Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ndeki “Toplumcu Grup”tan çıkar. Sinan Cemgil, Mustafa Taylan Özgür, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan gibi daha sonra THKO’yu kuracak olanlar, Münir Ramazan Aktolga, Yusuf Küpeli ve Rasih Ulaş Bardakçı gibi THKP-C’yi kuracak olanlarla birlikte bir yandan yüksek öğrenim gençliğinin akademik-demokratik hakları için savaşım verirlerken diğer yandan da gelişen halk hareketleriyle birleşme ve dayanışma çabası içinde olurlar. Yükseköğretim kurumlarında Sosyalist Fikir Kulüplerinin kuruluşlarına katılıp bu kulüplere önderlik ederler. Söz konusu kadrolar, gençliğin anti-emperyalist savaşımına bilinçli eylem önderleri olarak katılır ve kitlenin eylem içinde bilinçlenmesine özen gösterirler. Grubun sonraki gelişimi diğer gruplardan farklı olur. Bu odak, sol içi tartışmalara çok fazla girmez. Sosyalist Devrim-Millî Demokratik Devrim saflaşmasında Türkiye devriminin önündeki devrimci adımın kesintisiz ve aşamalı devrim anlamında Millî Demokratik Devrim olduğunu savunsalar da “Türk Solu” ve “Aydınlık” akımından ve bu akım içindeki tartışmalardan uzak dururlar. Hüseyin İnan’ın önderliğinde kendi yollarını açmak için sıkı bir çalışma içine girerler. Türkiye’nin hemen hemen her yerinde her çevreden kimi sosyalist öncüleri biraraya getirirler. Grup, öngördüğü devrim stratejisine istinaden “Dağcılar” olarak anılmaya başlar. İkinci odak, İstanbul’da Devrimci Hukuklular Örgütü (DHÖ) ve Devrimci Öğrenci Birliği’nde (DÖB) örgütlenen ve anti-emperyalizm ortak zemininde biraraya gelen yükseköğretim gençlik öncülerinin Deniz Gezmiş ve Cihan Alptekin önderliğindeki kanadıdır. DÖB içindeki Mustafa İlker Gürkan tarafından temsil edilen Türkiye Millî Gençlik Teşkilâtı (TMGT) kökenlilerle TİP kökenliler arasındaki ilişkiler bir süre sonra gevşeyecek ve herkes kendi yoluna gidecektir. Deniz Gezmiş ve Cihan Alptekin, bu süreçte Ömer Ayna, Avni Gökoğlu, Yavuz Yıldırımtürk, Zerruh Vakıfahmetoğlu gibi Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) çevresinden gençlerle birleşecektir. Mustafa Zülkadiroğlu, bu konuda, şunları demektedir: "Deniz'den bizim kopuşumuz 1969 yılına dayanır. 1969 Haziran üniversite işgalleri sırasında, DÖB kadrosuna danışmadan, DÖB hareketi adına bizim dışımızda işler yapmaya, Diyarbakır Yurdu ve DDKO çevresinden bazı kişilerle hareket etmeye başlamıştı. Onlar, herhangibir çatışmada bizim yanımızda olan kişiler değildi. Biz, bu nedenle, “Bizim dışımızda ne yapıyorsun? Ne olduğunu bilelim” diyerek Deniz'in yaptığı bu emrivakiye karşı çıktık. Bunun üzerine Deniz ile aramıza bir sürtüşme girdi." – Deniz (Bir İsyancının İzleri), Turhan Feyizoğlu, 16. Baskı, Su Yayınları, Sayfa 174. THKO’nun Kuruluşu Vietnam Kasabı olarak ünlenen Robert W. Komer’in Amerika Birleşik Devletleri Türkiye büyükelçisi olarak atanması büyük bir tepki doğurur. İstanbul, İzmir ve Ankara başta olmak üzere bütün Türkiye’de yaygın protesto gösterileri düzenlenir. Komer’in arabasının Sinan Cemgil, Hüseyin İnan, Mustafa Taylan Özgür, Yusuf Aslan, Seçkin İnceefe, Halil Çelimli, Tuncay Çelen, Sabit Big gibi ODTÜ’lü sosyalistler tarafından yakılmasıyla (6 Ocak 1969) doruğa ulaşan tepki, sürdürülen savaşımda bir dönüm noktası sayılabilir. Eylemin içinde yer alan Mustafa Taylan Özgür’ün, Komer olayından sonra İstanbul Üniversitesi Öğrenci Birliği’nin Beyazıt'taki kongresi sırasında arkadan kurşunlanarak (ve sonrasında polis karakolunda dövülerek) öldürülmesinden (23 Eylül 1969) sonra ise yeni dönemin karakterini Sinan Cemgil, “Taylan, Kommer'in arabasını yakarak devrim için ilk kıvılcımı atmıştı. Bu kıvılcım devam ettirilecektir." diye açıklayacaktır. Birbiriyle bağlantılı ama görece bağımsız Ankara ve İstanbul odaklı iki grubun birleşmesinde ve tek odaktan harekete geçmelerinde Ankara kökenli grubun önemli kesiminin Filistin dönüşü Diyarbakır’da yakalanması (Şubat 1970) doğrudan etkili olmuştur. Bu dönemde Deniz Gezmiş, grubuyla birlikte “Dağcılar”la birleşir. “Halk savaşı” hazırlığı içine giren “Dağcılar”, kırsal alanlardaki çalışmalarını yoğunlaştırırlar. ODTÜ yurtları, “Dağcılar”ın harekât üssü haline gelir. Gizli çalışma üzerinde yoğunlaşan “Dağcılar”, yasal örgütlenmelerde yönetsel görevler üstlenmemeye özen göstermekle birlikte, başta Türkiye Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (TDGF ya da yaygın adıyla Dev-Genç) olmak üzere kitle örgütlenmeleri içindeki gelişmelere müdahale etmeyi sürdürürler. İlginç bir gelişme de “Dağcılar”dan Sinan Cemgil ve Deniz Gezmiş’in Yusuf Küpeli, Münir Ramazan Aktolga, Aydın Karagözoğlu, Sema Karagözoğlu, Bingöl Erdumlu ve Mustafa Kemal Çamkıran gibi farklı çevrelerde yer alan kişilerle birlikte Gizli Komünist Partisi kurdukları gerekçesiyle Ankara İkinci Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmalarıdır. Bu, dönemin bir özelliği olarak siyasal alanda farklılaşma sürecinde olsalar bile savaşım içinde gelişen dostluk ve yoldaşlık anlayışının sürdüğünün ve yeni biçimlenen çevrelerin savaşımı sürdürebilmek için gerekli dayanışmayı göstermelerinin bir örneği olarak görülebilir. Henüz belirlenmiş bir örgüt adına sahip olmayan “Dağcılar”, gerilla savaşı için en uygun yerin Malatya olduğuna karar verirler. Teslim Töre ve Mustafa Yalçıner, malzeme yüklü bir arabayla Kasım 1970’te Malatya’ya giderler. 23 Aralık 1970 Çarşamba günü, Ankara Hukuk Fakültesi önünde vurulan devrimci öğrencilerden İlker Mansuroğlu’nun 28 Aralık 1970 Pazartesi günü akşamı tedavi edildiği hastanede ölümü üzerine Dağcılar, tepkilerini dile getirmek amacıyla yapacakları eylem için Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçiliğini seçerler. “Dağcılar”, 29 Aralık 1970 Salı günü ABD Büyükelçiliği önündeki polis noktasının kurşunlanmasıyla başlayan eylemler dizisinin ardından 04 Mart 1971 Perşembe günü yayınlanan bir bildiri ile Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun (THKO) varlığını duyururlar. Örgütün Adı Türk değil Türkiye [değiştir]Türkiye’de uzun bir dönem sağ kanat, ısrarla örgütün adını “Türk Halk Kurtuluş Ordusu” olarak söylemeyi yeğledi, çünkü Türkiye ve Türkiyeli gibi ifadeleri bölücülük olarak görüyorlar ve Türkiye’de farklı budunsal (etnik) grupların bulunduğunu kabul etmedikleri gibi dünyada neredeyse bütün örgütlerin ülke adlarıyla anıldığını da unutuyorlardı. Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun Sıkıyönetim Mahkemelerindeki dava dosyalarında örgüt adı doğru biçimde Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu olarak yer almasına karşın, devlet tarafından hazırlanan kitapçıklarda “Türk Halk Kurtuluş Ordusu” olarak belirtilmeye özen gösterilmişti. (Bkn. Başbakanlığın emri ile Bakanlıklararası bir kurul tarafından hazırlanmış olan “Beyaz Kitap”, Ankara-1973) Örgüt adının doğru kayda geçirilmesi yönündeki ısrarlar karşısında ise THKO, bölücülükle damgalanıyordu. THKO 1 ve 2 Davalarının mahkeme başkanı Ali Elverdi, Bu Vatana Kastedenler adlı kitabında bu tavırda olmuştur. Halk Kurtuluş Ordusu Kavramı “Halk Kurtuluş Ordusu” (English People’s Liberation Army) ifadesi, ilk kez Çin Komünist Partisi tarafından Parti önderliğindeki ama partili olmayanların da yeraldığı silahlı örgütlenmeleri ifade etmek için kullanıldı. ÇKP ile aynı zeminde yeralan partiler de kurdukları askerî örgütlenmelere bu adı verdiler ya da bu adı ima ettiler. THKO, ÇKP ile aynı zeminde olmayıp da bu ifadeyi kullanan ilk ve bilinen tek (!) örgüttür. Benzer biçimde THKP-C de kendisini Ordu yerine Parti ve Cephe olarak tanımlamasına karşın “Halk Kurtuluş” (English People’s Liberation) ifadesini kullanmayı yeğlemiştir. 1960’lı yıllar Küba Devrimi’nden esinlenen “Ordu” ve daha çok da “Cephe”lerin ortaya çıktığı bir dönemdir ve bu gruplar, ÇKP’den ayrı bir ideolojik-siyasî zeminde durduklarının bir göstergesi olarak genellikle Millî Kurtuluş (English National Liberation) önekini kullanmışlardır. THKO’nun tamamen, THKP-C’nin kısmen, ÇKP’yi anımsatan bu ifadeleri örgütlerinin adı olarak kullanmış olmaları, iki örgütün önder ve kurucu kadrolarının da Çin ve Küba deneyimlerini birbirlerini dışlayan ve kendi içlerinde mutlaklaştıran okullar olarak algılamadıklarının işareti olarak görülebilir. Askerî değil Siyasî bir Ordu [değiştir]Ordu, askerî bir kavram olmasına karşın THKO, kendisini siyasî bir örgüt olarak tanımlamıştır. Bu, siyaset ve savaş ilişkisinin ele alınma biçimiyle bağıntılıdır. Hüseyin İnan, kendi anlayışlarını şöyle açıklamaktadır: "Politik mücadele yöntemlerinin en üst düzeyine şiddet politikası ve şiddet politikasının temel yöntem olduğu politik mücadeleye de silahlı mücadele diyoruz." – Hüseyin İnan, Türkiye Devriminin Yolu (Mart 1972) Marksist-Leninist değil Millî Demokrat Devrimci bir Örgüt THKO, ne komünist, ne sosyalist bir örgüttü. Programı Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye’yi kurmaktı. Örgütün varlığını kamuoyuna açıkladığı 4 Mart 1971 tarihli bildirisinde “Amacımız Amerika'yı ve tüm yabancı düşmanları temizleyerek, hainleri yok etmek ve düşmandan temizlenmiş tam bağımsız Türkiye'yi kurmaktır.” denilmektedir. THKO militanları, hem kişisel sorgularında hem de ortak savunmalarında bu temelden hareket etmişler ve her aşamada Örgüt’ün programını savunmuşlardır. Hemen hemen bütün militanlarının tek tek kendilerini Marksist-Leninist olarak tanımladığı bir örgütün kendisini Marksist-Leninist, Komünist vb olarak tanımlamaması yadırgatıcı görünebilir, nitekim görülmüştür de. Oysa ki THKO’nu kuran ve kendilerini Marksist-Leninist olarak tanımlayan kadrolar, kurdukları örgütün verili andaki militan bileşimini değil, gelişim sürecindeki bileşimini esas almışlardır. Öngörülen, gelişimi içinde THKO’nun sosyalist olmayanların da katıldığı/içinde yeraldığı bir örgüt haline gelmesidir. Söz konusu kadrolar, halk savaşının başarısı için iki örgütün stratejik öneme sahip olduğunu düşünmüşlerdir: işçi sınıfı partisi ve halk ordusu. Bu iki örgütü de işlev-görev ve kitle ilişkileri düzeyinde ele alan Hüseyin İnan, “Parti”nin görevini “işçi sınıfı ideolojisinin hakimiyetini devam ettirmek ve başka ideolojilerin mevcudiyetini minimuma indirgemek” olarak tanımlamakta, kuruluş koşulunu da işçi sınıfı ile örgütsel bağların gelişmesinde görmektedir. “Ordu”nun görevi ise “halkın silahlı gücü” olmaktır. “Ordu” da halk kitleleriyle örgütsel bağlar geliştikçe gerçek bir halk ordusu olacaktır. Dolayısıyla THKO, örgütsel düzey açısından ne bir parti ne de bir ordudur; parti ve ordu fonksiyonlarını üstlenen bir örgüttür. THKO’na Yön Veren Siyasî Çizgisi Türkiye Devriminin Yolu [değiştir]THKO’na yön veren siyasî çizgi, Hüseyin İnan tarafından yazılan Türkiye Devriminin Yolu broşüründe kayıt altına alınmıştır. Broşür, önce teksir ve fotokopiyle çoğaltılmış, 1976’da Belge, 1991’de ise Ulusal Kültür tarafından yayınlanmıştır. Broşürün sınırlı bir özeti için Türkiye Devriminin Yolu bölümüne bakılabilinir. THKO üyeleri THKO’nun (öncesi de dahil) içinde yeralan ya da davalarda yargılananların bir kısmı aşağıda ilk ada bağlı olarak alfabetik sırayla verilmiştir. Ahmet Erdoğan, Ali Aydın Çığ, Alpaslan Özdoğan, Atilla Keskin, Avni Gökoğlu, Cihan Alptekin, Deniz Gezmiş, Deniz Karayel, Ercan Öztürk, Ergun Adaklı, Erol Tulpar, Fevzi Bal, Gülay Ünüvar-Özdeş, Hacı Tonak, Hasan Ataol, Hasan Bakırlar, Hüseyin Cemal Özdoğan, Hüseyin İnan, İbrahim Öztaş,Kadir Manga, Kor Koçalak, Mehmet Asal, Mehmet Emin Aktaş, Mehmet Nakipoğlu, Mehmet Özdemir, Mete Ertekin, Metin Güngörmüş, Metin Yıldırımtürk, Mustafa Çubuk, Mustafa Taylan Özgür, Mustafa Yalçıner, Nahit Tören, Necmettin Baca, Niyazi Yıldızhan, Oktay Kaynak, Osman Arkış, Ömer Ayna, Recep Sakın, Safa Asım Yıldız, Semih Orcan, Sevim Onursal, Sinan Cemgil, Taşkın Tanman, Teslim Töre, Yusuf Aslan, Zerruh Vakıfahmetoğlu... Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu Davaları THKO 1 Davası Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu ana davasıdır. Sanıkların çoğunluğu yükseköğrenimli gençlerden oluşmaktadır. Dava, 16 Temmuz 1971 günü Altındağ Veteriner Okulu binasında Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığında Baki Tuğ savcılığında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 no'lu Mahkemesi'nde başladı ve 9 Ekim 1971 günü bitti. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan TCK'nin 146. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle idam cezasına çarptırıldılar. Mahkeme kararı 24 Nisan 1972'de TBMM'de oylandı. 276 milletvekilinin "Evet", 48 milletvekilinin de "Hayır" oyu verdiği oylamada iki çekimser oy çıktı. Necmettin Erbakan, Osman Bölükbaşı, Hüdai Oral, Mustafa Timisi'nin de aralarında bulunduğu 115 milletvekili ise oylamaya katılmamıştı. "Hayır" oyu verenler arasında; İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Mehmet Ali Aybar, Muammer Erten, Necdet Uğur gibi isimler bulunmaktaydı. Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, İsmet Sezgin, Nahit Menteşe, Hasan Korkmazcan, Necmettin Cevheri "Evet" oyu kullanan 276 milletvekili arasındaydı. Bir sonraki gün gazeteler, oylamada Süleyman Demirel'in bir yandan kolunu kaldırırken diğer yandan da grubundaki milletvekillerinin oylarını kontrol ettiğini yazacaktır. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan 6 Mayıs 1972 Cumartesi günü idam edildiler. THKO 2 Davası Gülay Ünüvar-Özdeş ve Hasan Bakırlar’ın da aralarında yer aldığı davadır. Sanıkların çoğunluğu yükseköğrenimli gençlerden oluşmaktadır. THKO 3 Davası Sanıkların çoğunluğu işçi, emekçi ve köylü kökenlidir. 1974 Sonrası THKO Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu, bilinçli eylemler örgütleyen ve bu eylemlere önderlik eden devrimcilerin ideolojik-politik ayrışması sonucu ortaya çıkmış bir devrimciler örgütüydü. Yazılı program ve tüzüğe sahip değildi ama diğer grup ve çevrelerden kendisini ayıran açık bir siyasal program ve örgüt anlayışına sahipti. Bu siyasal program bilinçli eylem içinde geliştirilmiş ve örgütü oluşturanlarca yazılı bir belgeye dayanmaksızın benimsenmişti. Bir millî demokrat devrimci örgüt olarak THKO’nun varoluş gerekçeleri, 4 mart 1971’de yayınlanan “Dünya ve Türkiye Halklarına” başlıklı bildiridir. Örgüte yön veren sosyalist düşünce ise Hüseyin İnan tarafından cezaevi koşullarında Mart 1972’de yazılan “Türkiye Devriminin Yolu” (TDY) adlı çalışmada kayıt altına alınmıştır. Her yenilgi sonrasında olduğu gibi THKO’nun sürdürdüğü savaşımın yenilgisinden sonra da “özeleştiri” çalışmaları başlatılmıştır. Örgütün eleştirisinin ana hatları TDY’de yapılmış olmasına karşın, önder kadroların ölümünden sonra yeni bir özeleştiri dalgası yükselmiştir. Bu yeni özeleştiri dalgası, iki kanaldan ve her ikisi de örgütün siyasî temellerine ilişkin olarak geliştirilmiştir. THKO'nun cezaevi dışında bulunan Teslim Töre yönetimindeki kadroları tarafından kaleme alınan "Mücadelede Birlik” (1974) adlı broşürde Türkiye’nin önündeki devrimci aşamanın Millî Demokratik Devrim olduğu kabul ediliyor ama devrimci savaşımın temel alanının kırsal alanlar olduğu anlayışı terkediliyor, yerine temel alanın kentlere geçiş için bir sıçrama alanı olması ve işçi sınıfının esas alınması gerektiği anlayışı ikâme ediliyordu. Ordu örgütlenmesi değil de partiye yönelinmesi gerektiği bir başka farklılaşmaydı. Kürdistan, ilhak edilmiş bir ülke olarak ele alınıyor ve bu temelde de Kemalizme ilişkin yaklaşım terkediliyordu. Teslim Töre, Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi’nde yer alan yazısında Mücadelede Birlik broşürünün “programatik manifesto oluşturmaya yetme”diğini söyleyecektir. THKO’nun cezaevinde kalan ve çoğunluğunu ODTÜ kökenlilerin oluşturduğu Mustafa Yalçıner önderliğindeki kadrolar ise “Geçmişin Eleştirisi” (1974) adlı çalışmalarında (Kürdistan’a ilişkin tez dışında) Mücadelede Birlik’ten çok da farklı olmayan açılımlar yapacaklardı. 1974 yılındaki kısmî af çerçevesinde cezaevinden çıkan kadrolarla dışarıdaki kadrolar, yaptıkları bir dizi görüşme sonucunda Örgüt’ün merkezî yapısının yeniden kurulması için 1975 başlarında 9 kişiden oluşan Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu - Geçici Merkez Komitesi’ni (THKO-GMK) kurdular. THKO-GMK’nin görevi, örgütlenmek, program ve tüzük hazırlamak ve ideolojik-kuramsal görüş oluşturmaktı. THKO-GMK, bu çerçevede Türkçe-Kürtçe bir merkez organ (Yoldaş-Heval) yayınlamaya başladı. İki farklı özeleştiri süreci ve farklı kanallardan beslenmenin ne tür ideolojik-kuramsal farklılıklar doğurduğu Yoldaş-Heval’in 2. sayısının hazırlığı sırasında ortaya çıkacaktı. THKO-GMK üyelerinin çoğunluğunun Çin Komünist Partisi-Arnavutluk Emek Partisi zemininde yer aldığı ve yeni sayının kapağına “Sovyet Sosyal Emperyalizmi” görüşünü yazma kararı aldıkları öğrenildiğinde Sovyetler Birliği Komünist Partisi eğilimli Mücadelede Birlik kökenliler bu duruma karşı çıktılar. Bir dizi görüşmenin sonucu olarak ideolojik ayrılığın giderilemeyeceğinin anlaşılması üzerine 1976 yılı başlarında taraflar, biribirlerine karşı şiddet kullanmayacaklarını bir protokolle bağlayarak ayrıldılar. 1976, aynı zamanda, başından beri GMK sürecinden rahatsızlık duyan ve Hüseyin İnan’ın Türkiye Devriminin Yolu broşüründe ifade ettiği görüşleri savunanların da kendi yollarını açmak için ayrıldıkları tarihtir. Bu süreçte ayrılan bir başka grup ise Beş Parçacılar olarak adlandırılan gruptur. Eleştirilere karşın THKO adını soneksiz kullanmakta ısrarlı davranan “Yoldaş” grubu, Ekim 1978'de topladığı Konferansla adını Türkiye Devrimci Komünist Partisi – İnşa Örgütü (TDKP-İÖ) olarak değiştirdi. 2 Şubat 1980’de gerçekleştirdikleri Kongre ile de Türkiye Devrimci Komünist Partisi’ni (TDKP) kurdu. Grup, 12 Eylül Askeri Müdahalesinden önceki dönemde, THKP-C kökenli Devrimci Yol’dan sonra en geniş kitle temeline sahip ikinci hareket olarak kabul edilmiştir. Mücadelede Birlik grubu ise Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu – Mücadelede Birlik (THKO-MB) adı altında savaşımlarını sürdürdüler. Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) ile yapılan birlik görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra yoluna yalnız devam eden Grup, Nisan 1980'de gerçekleştirdiği bir kongreyle Türkiye Komünist Emek Partisi adı altında partileşti. Hüseyin İnan’ın Türkiye Devriminin Yolu broşüründe ifade ettiği görüşleri savunanlar ise Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu – Türkiye Devriminin Yolu (THKO-TDY) adı altında savaşımlarını sürdürdüler, ancak merkezî bir örgütlenme oluşturamadılar. Birbirinden bağımsız gruplar, yerel düzeyde etkili olabildilerse de, içlerinden hiçbiri ülke düzeyinde etkili bir siyasal grup oluşturma becerisi gösteremediler.
Wars begin where you will, but they do not end where you please... |
|
24-02-2008, 11:42 AM
Mesaj: #2
|
||||
|
||||
|
RE: Deniz Gezmiş ve THKO
Kimse okumadı galiba :S
Wars begin where you will, but they do not end where you please... |
|
24-02-2008, 11:46 AM
Mesaj: #3
|
||||
|
||||
|
RE: Deniz Gezmiş ve THKO
erdal öz'ün bi kitabı war "Gülünün Solduğu akşam" diye bunun yerıne sanırım o kıtabıokumak daha hafızalarda yer etmesını saglayacaktır... yada dar agacında üç fıdan dıye bı kıtap war yazarını hatırlamıyorum.. onu da tawsıye edebılırım... hayatımda sonuna kadar okuyup bıtırdıgım ılk kıtaptır konu ıle ılgılı : Gülünün solduğu akşam...
Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir.Linki görebilmek için giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekir. |
|
12-03-2008, 02:44 AM
Mesaj: #4
|
||||
|
||||
|
RE: Deniz Gezmiş ve THKO
Turan Feyizoğlu : Deniz BİR İSYANCININ İZLERİ-Fırtınalı Yılların Gençlik Liderleri Konuşuyor
Fikret Babuş : Devrim havarileri Halim Demir : 12 Mart'tan 12 eylül'e Türey Köse : Ölüme Oy Vermek (İdam Tarih Oldu Utancı Kaldı) Halit Çelenk : Geleceğe Adanmış Bir Ömür Oral Çalışlar : Denizler Giderken (Oral Bey'in halen Cumhuriyet Gazetesinde köşe yazıları devam etmektedir) Bu kitaplarıda tavsiye ederim arkadaşlar.... |
|
31-03-2008, 05:04 PM
Mesaj: #5
|
||||
|
||||
|
Deniz Gezmiş ve THKO
okumazmıyız Doan'Jan.senin paylaşımlarını kaliteli,seçiçi buluyorum.hele ki bu konu okunmaz mı?
___/\/\/\/\___.No Man No Cry.___/\/\/\/\____ |
|
29-04-2008, 04:55 PM
Mesaj: #6
|
||||
|
||||
|
RE: Deniz Gezmiş ve THKO
Güzel bi konu tamamını okudum bende farklı şeyler paylaşmak istedim;
Denizlerin THKO Davası Savunması'ndan: Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. Bizlerin tek özlemi tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığıdır. Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığını temin edemedik. Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı'nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Biz yine çok iyi biliriz ki Türkiye Kurtuluş Savaşı'nı yapmak için Samsun'a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı'na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada İstanbul'da bulunanlar bunları yapanlara eşkıya demiştir. 1950 tarihinde Amerikan emperyalizmi iktidara geldi. Demokrat iktidar 27 Mayıs 1960'da tarihe gömüldü. Demokrat Parti gitti, bunun gitmesiyle tellaklar değişmedi. 27 Mayıs'ı kastetmiyorum, bundan sonrasını kastediyorum. Hamam aynı fakat bu defa da tellaklar değişti. Amerika bu dönemde imdada yetişip İnönü'yü düşürdü, Demirel'i iktidara getirdi. Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz Öğrenci hareketlerine gelince, Türkiye'de öğrenci olayları 50-60 senedir eksik olmamıştır. Sultan Hamit'in Tıbbiye talebelerini Sarayburnu'ndan denize attığı tarihten itibaren öğrenci hareketleri Türkiye'de devam edegelmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında faşizme hayır diyen gençler ilerici gençlerdi. Ve 28 Nisan 1960 tarihinde özgürlük savaşı veren gençlerdir. Amerikan emperyalizmi tarafından İnönü hükümetten düşürüldüğünde protesto gösterisi yapan gençler ilerici gençlerdir. Anayasa'ya Bağlılık Mitingi'ni de bizler yaptık. O günün mitinginde iktidarın kiralık adamlarından ve polisinden dayak yiyen de gene bizlerdik. 1968 senesine gelince, üniversiteler öğrenciler tarafından işgal edildi. İşgalleri gayet meşru idi ve kürsü ağaları dahi bu işgallerin haklılığını hiçbir zaman inkar edemedi. Aynı yılın Temmuz ayında Amerikan Filosu'na karşı gösteri yapanlardan Vedat Demircioğlu polis tarafından hunharca öldürüldü. İktidarın kiralık kuvvetleri ve polisi hunharca devrimcilerin üzerine saldırdı. 20'ye yakın devrimci öldürüldü. Bunların hiçbirinin katili bulunamadı. Polis karakolları işkencehane haline getirildi. Hiçbir savcı buna karşı çıkmadı. Fikir özgürlüğünü ve Anayasa'yı paravan yapanlar "önceden Atatürkçü geçinirken O'nun fikir ve şahsiyetini de küçük görmeye başladılar, sadece Mustafa Kemal tarafını beğeniyorlardı." suçlamasını kesin olarak reddediyorum ve asla kabul etmiyorum. Diğer yurtseverler de bunu kabul etmez. Gerçekler örtülmek isteniyor. Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz. Onun İstiklal-i tam prensibini, ve onun istiklal-i tam Türkiye idealini yalnızca biz devam ettiriyoruz. Anayasa'yı en fazla savunan bizleriz İddianame'de bizim Anayasa'yı cebren ilgaya teşebbüs ettiğimiz ileri sürülmektedir. Öteden beri arzetmiş olduğum gibi, bu ülkede Anayasa'yı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasa'yı ihlal edenlerse ortadadır. Anayasa'nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. Anayasa'yı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. Ve yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler. Bile bile iddia makamı bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir. İdddia makamı bizim vermekte olduğumuz Bağımsızlık Savaşı'na karşıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na karşı, reformlara karşı ve bu nedenle bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir. Çünkü Süleyman Demirel hâlâ ortada gezmektedir. Kudreti yetiyorsa Süleyman Demirel hakkında aynı şekilde dava açsın, onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya alışmışlardır. Amerika sizin döneminizde ülkeye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız Bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum eden hepiniz dahil sizlersiniz. Çünkü Amerika sizin döneminiz sırasında Türkiye'ye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız. Ve Demokrat Parti iktidarına 10 yıl ses çıkarmadınız. Ta ki 38 yurtsever subay ses çıkarana kadar ve onları devirene kadar. Ve bugün aynı savcılar bu şahıslar hakkında da idam kararı istemektedir. Süleyman Demirel'in Anayasa'yı ihlaline ve despotizmine ve ülkeyi Amerika'ya satmasına ses çıkarılmadı. Ve meydanlarda bunlara karşı bizler dövüşmek zorunda kaldık, bizler kurşunlandık. Ve sonunda idam isteğiyle buraya getirildik Bizim düşmanımız Amerikan emperyalizmi ve yerli işbirlikçileridir Dediğim gibi Türkiye'yi bu hale getiren eski yöneticilerin bütün suçları bize yüklenmek istenmektedir. Bütün eski idarecilerin suçu bize yükletilmek istenmektedir. Türkiye'nin bağımsızlığından başka hiçbir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk. Varlığımızı Türkiye halkına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir. 12 Mart Muhtırası muvaffak olmasaydı bizi itham eden makam onları da aynı şekilde itham ederdi. Buna da kanaatim tamdır. 12 Mart Muhtırası Anayasa'nın uygulanmadığını iddia etmektedir ve parlamentoyu açıkça suçlamaktadır. Biz strtaejik olarak düşüncelerimizi hiçbir zaman saklamayız. Hangi şartlar altında olursak olalım bunu açıkça söyleriz. Düşüncelerimizi mezara kadar götürürüz. Nasıl burada namluların ve dipçiklerin gölgesi altında konuşuyorsak düşüncelerimizi her zaman açıkça ifade ederiz. Bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs gibi bir kastımız bulunsaydı, bunu da burada açıkça söylemekten çekinmezdik. Bizim böyle bir amacımız yoktur. Bizim düşmanlarımız Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileridir. Yani emperyalizm ile işbirliği yapan patronlar, feodal mütagallibe yani bezirgânlar, tefeciler. Toprak ağaları ve diğer işbirlikçileri ve bizim bütün eylemlerimiz bu hedefe yönelmiş bulunmaktadır. Bunun dışında başka bir hedefimiz yoktur. Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken mili bütünlüğü bozmakla suçlanıyoruz Bizim kişi güvenliğini, mülkiyet hakkını, egemenlik ilkelerini, milli bütünlüğünü bozmak için harekete geçtiğimiz iddiaları vardır. Kişi güvenliğini ihlal edenler kimlerdir. Bunu evvela tesbit etmemiz lazım. Karakollarda işkence gören bizler olduk. Meydanlarda kurşunlanan yine bizler olduk. Bakanların emriyle hapishanelere atılan bizler olduk. Buna rağmen kişi güvenliğini bozan olmakla itham ediliyoruz. Yukarıda anlatılan asıl kişi güvenliğini bozanlar ise serbestçe meydanlarda dolaşmaktadır. Mülkiyet hakkını ortadan kaldıracağımız iddia ediliyor. Bizatihi Anayasa mülkeyet hakkını toplum yararına kısıtlamıştır. Mutlak mülkiyet hakkı tanımamıştır. 50 köye sahip bir toprak ağasını anayasamız kabul etmemiştir. Egemenlik ilkelerine karşı çıkanlar halkın sırtından geçinenlerdir. Ayrıca milli bütünlüğe karşı çıkmakla da suçlanıyoruz. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır. Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak istiyorlar Mustafa Kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı. İddianame baştan beri sırf kelle istemek maksadıyla hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahrumdur. Hukuki kıymet ve değerden mahrumdur. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak maksadıyla ve suçluların telaşı içerisinde hazırlanmış bir iddianamedir. Ben şunu iddia ediyorum ki, hareketimiz tamamen Anayasal bir harekettir. Anayasa'nın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple Anayasal bir davranışta bulunduk. Yaptıklamızın haklı olduğuna inanıyorum. Halen de bu inancı taşıyorum. Türkiye'nin bağımsızlğından başka bir şey istemedim. Ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün. Ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armğan etmekten onur duyuyorum. Bu bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu ile Deniz Gezmiş arasında geçen konuşma Menteşoğlu: Neden yola çıktın bu genç yaşta? Deniz: İnandığım dava uğrana mücadele veriyorum. Sizin yüzünüzden mücadele veriyorum. Menteşoğlu:Nereye gidiyordunuz? Deniz: Devrime Menteşoğlu: (Eliyle duvardaki haritada Sivas'ı işaret ederek) Devrim o tarafta mı? Deniz: Devrimin o tarafı, bu tarafı yoktur. Her taraftan gelir. Menteşoğlu:Parayı ne yaptın? Deniz: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu paranın gereğini yapacaktır. Menteşoğlu: Halk Kurtuluş Ordusu nedir? Türkiye'de bir tek ordu vardır o da Cumhuriyet ordusudur Deniz: Hükümetinizin istifasından belli. Menteşoğlu: İşte bu pejmurde adam Türkiye Halk Kurtuuş Ordusu'nun kahraman kumandanıymış. İyi bakın kılığına kıyafetine suratına. Deniz: Kahramanım tabii. Menteşoğlu:Kimin kahraman olduğu belli olmadı mı? Deniz: Belli oldu. Kahraman olduğunuz için istifa ettiniz değil mi? --------------------------------- ----------------------------------------------- --------------------------------------------------------------- ---------------------------------------------------------------------------------- Hatırla sevgili adlı dizide bunu dile getirdiler hayranlıkla izledim fakat halk kahramanı gibi lanse edilmişlerdi dizide ben buna katılmıyorum... Deniz Gezmiş Bilmiyorum yaaa aslında hakında çok şey bilyorum bununla ilgili okudumda severek. yaptıklarından etkilenmedim desem yalan olur fakat sanki herşeyin başlıca sebeplerindendi Kominizim Savunucuları Çıkış sebebi
![]() ρємєℓα_23 |
|
04-07-2008, 02:06 PM
Mesaj: #7
|
||||
|
||||
|
RE: Deniz Gezmiş ve THKO
ρємєℓα_23 yazının sonunda anlaşılıyor ki kafanda çelişkiler var. HaLk kahramanı değillerdi onlar, daha doğrusu olamadılar, izin vermediler! O insanlar o genç yaşlarında şu an ki düzeni o günden gördükleri için ve buna karşı oldukları için koştular. İnsanlar her dönem onların verdiği uğraşın konusunu saptırmışlardır ve halende saptırılmaya çalışılmaktadır. Onlar her zaman M.K.ATATÜRK'ün kurmuş olduğu devrimlerin arkasından gittiler, o devrimleri yıkmaya çalışanlara karşı oldular ve bu yüzden şu an aramızda değiller zaten. Neyse konuştukca, yazdıkca duramıyor bu konuda insan.
Bununla alakalı bir yazı çok hoşuma gitmişti onu sizlerle paylaşmak istedim... Atatürk, Deniz ve biz... Atatürk genci Deniz Mustafa Kemal’in resimleri insanların evlerini süslemeye başladığında, daha Kurtuluş Savaşımız başlamamıştı. Ama Çanakkale Kahramanı bu genç subay, milletin gözünde bir umut olmuştu... Kurtuluş Savaşı başladığında da Mustafa Kemal’in tek bir güvencesi vardı; rütbesi, görevi değil, vatanı için gösterdiği bu kahramanlık. Aynı kahramanlık Kurtuluş Savaşı’nı kazandıktan sonra Mustafa Kemal resimleri artık ülke sınırlarını aşmıştı çünkü O artık Çanakkale Kahramanı değil, Doğu’nun kahramanıydı... 1923 sonrası Asya şafağını Mustafa Kemal resmi aydınlatıyordu. 1950’ler geçerken bu resim Ortadoğu’ya Kuzey Afrika’ya yayıldı. Artık her Ulusal Kurtuluşçunun cebindeydi resmi... Mustafa Kemal’i tüm Doğu’da bu kadar benimseten kahramanlık, O’nun emperyalizme karşı savaşçılığıydı. Çanakkale bunun göstergesiydi, koskoca İngiliz Donanması ilk defa burada yeniliyordu ve Kurtuluş Savaşı’nda bu defa İngilizi, Fransızı, İtalyanı ile yedi düvel boyun eğiyordu bu adama. Emperyalizme kafa tutan değil aynı zamanda emperyalizmi yenen adamdı Mustafa Kemal. Bu nedenle de emperyalizme başkaldıran her ulus, her devrimci için en büyük moral kaynağı O’nun resmiydi. Dünya halkları emperyalizme başkaldırırken O’nun ülkesinde farklı bir dönüşüm yaşanıyordu ama. Kurduğu tam bağımsız devlet, ölümünün hemen ardından emperyalizmin güdümüne giriyordu, Çanakkale’yi emperyalist donanmalar geçememişti ama Amerikan zırhlısı Missouri Dolmabahçe’ye demirlerken ülkeyi yönetenler bunu bir bayram günü sayıyordu. O’nun resmi devlet dairelerini süslüyordu. O resmin önünde egemenler ülkeyi pazarlıyor ve yaptıklarından utanmıyorlardı. Atatürk bir devlet adamına böyle böyle dönüştürülürken bir şeyler değişti birden. Tarihler 27 Haziran 2008’i saat sabah 8.20’yi gösterirken İstanbul Üniversitesi’nde ilk işgal sona eriyordu. İşgali sona erdiren öğrenciler rektörlük binasını rektöre teslim ederken rektör Prof. Dr. Şerif Egeli’ye de makam odasını teslim ettiler. Odada ufak bir değişiklik vardı, rektörün masasının arkasına bir Atatürk portresi asılmıştı ve üzerine de bir not düşülmüştü: “Üniversite Boykot Savunma Komitesinin Rektörlüğe hediyesidir.” Herhalde 68 kuşağının ne istediğini, ne için yola çıktığını bundan güzel anlatacak bir olay yoktu: 68, duvardan indirilen Mustafa Kemal resmini asma eylemiydi. Aynı rektör bundan 15 gün önce işgal başlarken karşısında Devrimci Gençleri bulur, başlarında Deniz Gezmiş vardır. Deniz, işgalci öğrenciler adına talepleri sıralar ve üniversitede devrim istediklerini belirtir. İstekleri dinleyen rektörle Deniz arasında şu tartışma geçer: Deniz: Biz pazarlığa gelmedik. Rektör: Yanlış bilgiye dayanıyorsunuz. Halledilmesi mümkün olanların halledilmediği bir karar alınmış mıdır ki bu şekilde konuşuyorsunuz? Deniz: Zor mu kullanılması gerek? Rektör: Kullandınız işte. Deniz: Biz Atatürk genciyiz. Rektör: Atatürk genci önce benim. Ben, Atatürk’ün ağzından Gençliğe Hitabesini dinledim. Burada hesaplaşma olmaz. Bu kalabalıkla mesele çözümlenemez. Deniz: Sabreden derviş açlığından ölmüş Rektör: Doğrusu sabreden derviş muradına ermiş. Deniz: Üniversitede devrim istiyoruz. Üniversitede söz sahibi olmak istiyoruz. Hükümetlerin dümen suyuna gidilmemesini istiyoruz. Rektör: Benim geldiğim yol belli, gittiğim yol belli. Deniz: Belli belli, Mason Locasından geçiyor. İstifa et! Bu diyalog hem Türkiye’deki karşı devrimi hem de gençliğin nasıl bir devrim istediğini anlatmaktadır. Atatürk’ü bir halk kahramanından, antiemperyalist devrimciden soyutlayıp onu devlet adamına dönüştüren Mason Atatürkçülüğüne karşı devrimci Atatürkçülük. İşte Deniz, böylesi bir dönemin ve böylesi bir mücadelenin lideri olarak ortaya çıktı: İlk eylemi de rektörün duvarına Atatürk resmi asmaktı! Ama Deniz banka mı soydu diyorsunuz? Evet soydu. Ama kendisi için değil... Ve Deniz asıldıktan tam otuz yıl sonra, Deniz’leri banka soydular diye asan dönemin lideri Demirel’in ailesi, Egebank’ı soymaktan içeri atıldı! Hem de silahsız soygun, hortumla soygun... Ne için? Emperyalizme karşı verilecek mücadeleyi finanse etmek için mi? Değil elbette... Alın size iki soygun ve yerli yerine oturtun. Altı Ok ve Deniz Erzurumlu bir ailenin çocuğu olarak 28 Şubat 1947 günü dünyaya gelmişti. Yıllar sonra babası Deniz’e aile seceresini şöyle açıklayacaktır: “Anne tarafından deden, Balkan Savaşı’na askeri lise öğrencisi olarak katılmış, Kurtuluş Savaşı’nda yaralanmış ve İstiklal Madalyası almış şerefli bir subaydır. Baba tarafından deden, şimdi seni Ermenilikle itham eden zibidilerin var olması için Sarıkamış Muharebesi’nde Moskof ordularına karşı savaşırken esir düşmüş ve üç yıl Sibirya ormanlarında işkence çekmiştir. Sen bilir misin, Gezmişoğulları Birinci Dünya Savaşı’nda onaltı şehit vermiş bir ailedir. Babanın üç dayısı Erzurum’un Ermenilerden geri alınmasında şehit edilmişti...” Ailesi koyu CHP’liydi. Bu ortamda yetişirken mahallede çocukların liderliğini üstlenir. Demokrat Partili ailelerin çocuklarıyla dövüşürler. İlkokulu bitirirken mezuniyet resmi çekilmektedir, önde çömelen Deniz 6 Ok işareti yapar fotoğraf makinesine... Ve hayatı hep bu Altı Ok yönünde ilerler. Deniz’in tek bir eylemi vardır: Her dönem Amerikan emperyalizmine karşı çıkmak. Ve elbette emperyalizmin ülke içindeki işbirlikçileriyle mücadele etmek. Yani Mustafa Kemal yolunun takipçisidir. İşgal olayından sonra önce okuldan atılır sonrasında hapse. Deniz için İstanbul Üniversitesi öğrencileri bir gösteri düzenlerler ve orada Deniz’in hapishaneden gönderdiği mektup okunur: “Kardeşlerim, sizinle sokaklarda, meydanlarda, fabrikalarda Amerikan emperyalizmine karşı omuz omuza dövüştük. Sizinle, üniversiteyi emperyalizmin kalesi yapmak isteyen uşaklar sürüsüne karşı mücadele ettik. Şimdi bu düşmanlarımız görünüşe bakıp kendilerini güçlü zannetmektedirler. Oysa asıl güçlü olan devrimcilerdir. Çünkü tarih çarkı devrimcilerden yana dönmektedir. Yaşasın tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye!” Oğlunun devrimci mücadelenin en ön safında olması babasını elbette etkiler. Babası konuşmalarını şöyle anlatır: “Oğlum, bozuk düzen deyip duruyorsun, şu okulunu bitir, yoksa sana kimse ekmek vermez. Diplomanı al, sonra ne istersen yap derdim ona. Bana yanıtı şu olurdu. Baba derdi, kendisini topluma kabul ettirecek insanlar için diplomaya gerek yok. Benim zaten üniversiteden alacağım birşey yok, onun bize vereceği bir şey yok, bugün öğrenci üniversiteyi çoktan aştı.” Deniz, fiilen okulda değildir ya gözaltında ya hapiste ya da kaçaktır artık. Ama her antiemperyalist gösteride ortaya çıkar. 1967 yılı sonunda Kıbrıs’a destek gösterisinde Beyazıt’ta başlayan yürüyüşte vardır. Kortej Karaköy’den geçerken bir Amerikan motorunda asılı bayrağı görür ve hemen onu alır. Sonra Taksim meydanında bu Amerikan bayrağı yakılır. 1968 20 Mayısında Adalet Partisi gençlik kolları İstanbul Üniversitesi’nde Atatürk anıtına çelek koyar. Deniz çelengi yakar, gerekçeleri şöyledir: “Atatürk ilkelerinden sapmış ve sömürgecilerin Türkiye’de temsilciliğini yapan bir iktidar partisinin çelengi Atatürk Anıtı önüne konulamaz.” 1968 Temmuzunda Amerikan 6. Filosu Dolmabahçe’ye gelir ve orada Deniz ve arkadaşları tarafından Amerikan askerleri denize dökülür. Bu gösteriye karşı çıkan tek grup Perinçek grubudur. Hatta Gümüşsuyu’nda Devrimci Gençler’in önüne barikat kurarlar, Devrimci gençler Dolmabahçe’ye inemesin diye. Deniz kitleye şöyle seslenir: “Arkadaşlar biz buraya nutuk dinlemeye gelmedik. Dolmabahçe’ye inmeye geldik. Orada, kadınımıza kızımıza saldıranlara dersini vermeye geldik. Kimse bizi boş laflarla yolumuzdan alıkoyamaz. Hedefimiz Dolmabahçedir. Yürüyelim arkadaşlar.” Yine aynı günlerde “Barış için Amerikan emperyalizmine karşı savaş” gösterisi düzenlenir. Gösterinin ardından Turan Emeksiz anıtı önünde saygı duruşu ve İstiklal Marşı okunur. Vedat Demircioğlu öldürüldüğünde evde yığılır kalır. Üzgündür çok, ama kalkar ve okula gider. Beyazıt kapısında şu konuşmayı yapar: “Vedat, devrim için öldü. Ölenler ölür, ölenler güneşe gömülür. Ölenlerin yasını tutacak vaktimiz yok arkadaşlar. Bugün savaş günüdür.” Cağaloğlu savaş alanına döner. Adalet Partisi’nin polisleri Devrimci Gençlere saldırırken Devrimci Gençler bir taraftan dövüşmekte diğer taraftan “Ordu gençlik elele” sloganını atmaktadır. 10 Kasım 1968’de ise Samsun’dan Ankara’ya Mustafa Kemal Yürüyüşü düzenlenir. Deniz en başta Türk bayrağıyla yürümektedir. Yürüyüşçülerin açıklaması şöyledir: “1919’da başlayan Mustafa Kemal Devrimi kendisinden sonra gelen yöneticiler tarafından amacından saptırılmış, Cumhuriyet’in bütün kurumları yozlaşmıştır. Bugün Türkiyemiz dünyanın ilk antiemperyalist ve antikapitalist devrimi gerçekleştiren Mustafa Kemal’e rağmen yabancıların desteklediği karşı devrimcilerin etki alanına girmiştir. Biz Mustafa Kemal gençliği olarak, saptırılan devrimi rayına oturtmaya kararlıyız.” Amerikan elçisi Vietnam Kasabı Commer Türkiye’ye geldiğinde uçağını taşlayanların başında yine Deniz vardır havaalanında. Tutuklanır ve hakim sorar “Son sözünüz var mı?” diye. Deniz cevap verir: “Son sözümüz kahrolsun Amerika’dır.” 3 yıl sonra idama giderken de son sözü aynı olacaktır: “Kahrolsun emperyalizm...” Atatürk ve Deniz Deniz idam edildiğinde 6 Mayıs 1972’ydi. O gün tüm Türkiye gözyaşı döktü evlerinde, üzüntülerini gizleyerek. O günden sonra analar babalar Deniz koydular çocuklarının adını. Ve sonra Deniz’in resmi asılmaya başlandı Atatürk resimlerinin yanına... Evet gerçek bu, bir halkın gerçeği... Türk halkı Atatürk’ten sonra evine ikinci bir devrimcinin resmini asmaya karar vermiştir ve bu da Deniz olmuştur. Kimileri TÜRKSOLU’na “Neden Atatürk’ün yanına Deniz’i koyuyorsunuz” diye soruyorlar, biz değil Türk halkı onları yan yana koydu. Nedeni de çok basit: Atatürk’ten sonra bu ülkede emperyalizme karşı çıkan ilk devrimci o oldu. Düşünün hele yukarıda sayılan eylemlerini Deniz’in, bir tane sağcı var mı Deniz’in yaptıklarının yüzde birini yapan? Atatürk’ün yanına o nedenle Deniz yakışıyor işte. Deniz’i koymasak Atatürk’ün yanına Atatürk oğulsuz kalır, Atatürk’ü koymasak Deniz’in yanına Deniz babasız kalır... Ve devrimciler devrimcilerle yan yana koyulur... |
|
15-06-2011, 06:32 PM
Mesaj: #8
|
||||
|
||||
|
RE: Deniz Gezmiş ve THKO
Aşağılık adam
|
|
« Önceki Konu | Sonraki Konu »
|
Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi


Üye Listesi
Takvim
Yardım
İletişim
Yeni Cevap
![[Resim: 250pxdenizgezmic59fportmr6.jpg]](http://img352.imageshack.us/img352/5144/250pxdenizgezmic59fportmr6.jpg)
![[Resim: adszfu0so1.png]](http://img86.imageshack.us/img86/203/adszfu0so1.png)

yaptıklarından etkilenmedim desem yalan olur fakat sanki herşeyin başlıca sebeplerindendi Kominizim Savunucuları Çıkış sebebi
![[Resim: porrano5.gif]](http://img443.imageshack.us/img443/1308/porrano5.gif)